Hadi bakalım...
http://www.ifistanbul.com/
Perşembe, Ocak 31, 2008
Perşembe, Ocak 10, 2008
Çarşamba, Ocak 09, 2008
...
.......................................................
We have assembled inside,
This ancient and insane theater
To propagate our lust for our life,
And flee the swarming wisdom of the streets.
The barns have stormed
The windows kept,
And only one of all the rest
To dance and save us
From the divine mockery of words,
Music inflames temperament.
Ooh great creator of being
Grant us one more hour,
To perform our art
And perfect our lives.
We need great golden copulations,
When the true kings murders
Are allowed to roam free,
A thousand magicians arise in the land
Where are the feast we are promised?
.......................................................
We have assembled inside,

This ancient and insane theater
To propagate our lust for our life,
And flee the swarming wisdom of the streets.
The barns have stormed
The windows kept,
And only one of all the rest
To dance and save us
From the divine mockery of words,
Music inflames temperament.
Ooh great creator of being
Grant us one more hour,
To perform our art
And perfect our lives.
We need great golden copulations,
When the true kings murders
Are allowed to roam free,
A thousand magicians arise in the land
Where are the feast we are promised?
.......................................................
Çarşamba, Ocak 02, 2008
Ben bu menüden istiyorum :)
Hayat Lokantasi
2008 Menü
Baslangiclar
* Coktandir beklediginiz, iyi haber
* Kokusunu hic unutmadiginiz, annenizin kurabiyeleri
* Huzurla yasanan, sicacik bir ev
* Eski ceketin cebinde bulunan, bir miktar para
Ara sicaklar
* O özlediginiz, unutulmaz tatil
* Her göz temasinizda bulacaginiz, can dostlariniz
Ana Yemekler
* S a g l i k
Katkisiz
* A s k
Delicesine
* M u t l u l u k
Sonsuz
* B a s a r i
Fevkalade
Tatlilar
* S a n s
En bolundan
* N e s e
Gönlünüzden ne gecer, caniniz ne cekerse.
Hayat Lokantasi
2008 Menü
Baslangiclar
* Coktandir beklediginiz, iyi haber
* Kokusunu hic unutmadiginiz, annenizin kurabiyeleri
* Huzurla yasanan, sicacik bir ev
* Eski ceketin cebinde bulunan, bir miktar para
Ara sicaklar
* O özlediginiz, unutulmaz tatil
* Her göz temasinizda bulacaginiz, can dostlariniz
Ana Yemekler
* S a g l i k
Katkisiz
* A s k
Delicesine
* M u t l u l u k
Sonsuz
* B a s a r i
Fevkalade
Tatlilar
* S a n s
En bolundan
* N e s e
Gönlünüzden ne gecer, caniniz ne cekerse.
* Bir de Mousse Chocolate :)
Sefin tavsiyesi
Yil boyu, hepsini tadin.
2008 'in tadi, damaginizda kalsin.
İyi seneler !
P.S. Bir de iyi filmler olsun bu sene...
Perşembe, Kasım 29, 2007
Pazartesi, Ekim 22, 2007
Popcorn' dan kaçarken horultuya yakalanmak...
Bu sene ne kadar çok horlayan var festivalde (Filmekimi)... İnanılır gibi değil. Üstelik filmler de öyle karanlık , hiçbirşey anlaşılmayan (?!?) Avrupa filmi değil :)))
Madem horlayacaklar neden geliyorlar insanlar festivale? Şu ana kadar gittiğim tüm filmlerde en az 1 tane horlayan vardı. En son gittiğim filmde ise sağımdaki de solumdaki de horluyordu.
Sağımdaki bir çift. Kız dürtüp uyandırıyodu çocuğu horlamaları artınca ya da çocuğun horlaması "peak" yapınca kendi horultusuna uyanıyordu. Olacak iş değil. 1,3 ,5 derken 10 kez dürtülünce çocuğun uykusu kaçtı tabi. Ama bu sefer de kız arkadaşı daldı gitti. Bu kez de çocuk onu uyandırıyo, beni uyutmadın sen de uyuma misali :) Delirelim mi topyekün napalım bilemedim?
Tamam ben hiç sinemada uyumamış bir insan değilim. Uyudum evet. Ama etrafımdakileri rahatsız etmemişimdir. Horlamadıktan sonra derdim değil ama bu sefer de gerçekten o filmi görmek isteyen ama bilet kalmadığı için gelemeyenlere üzülüyorum... Uyuyanlar yüzünden onlar açıkta kalıyor.
Bir de çıkışlarda şöyle yorumlar var : "ay ne kötü filmdi hiç çekilmese de olurmuş yaaani".
Aferin :) Siz de hiç gelmeseniz daha iyi olurmuş.
Nedir bu festival manyaklığı kardeşim? Yiyosa Akbank Caz 'a gidin :) Orada kolay değil öyle horlamak filan. Gerçi ona da gidip atıp tutanlar varmış... Neysem... Hepsi Kenan Doğulu yüzünden. "Festival gibisin katılmak istiyorum" diye şarkı yaparsan bütün Kenan Doğulu hayranları dolar festivallere...
Not : "CONTROL" diyorum...
Madem horlayacaklar neden geliyorlar insanlar festivale? Şu ana kadar gittiğim tüm filmlerde en az 1 tane horlayan vardı. En son gittiğim filmde ise sağımdaki de solumdaki de horluyordu.
Sağımdaki bir çift. Kız dürtüp uyandırıyodu çocuğu horlamaları artınca ya da çocuğun horlaması "peak" yapınca kendi horultusuna uyanıyordu. Olacak iş değil. 1,3 ,5 derken 10 kez dürtülünce çocuğun uykusu kaçtı tabi. Ama bu sefer de kız arkadaşı daldı gitti. Bu kez de çocuk onu uyandırıyo, beni uyutmadın sen de uyuma misali :) Delirelim mi topyekün napalım bilemedim?
Tamam ben hiç sinemada uyumamış bir insan değilim. Uyudum evet. Ama etrafımdakileri rahatsız etmemişimdir. Horlamadıktan sonra derdim değil ama bu sefer de gerçekten o filmi görmek isteyen ama bilet kalmadığı için gelemeyenlere üzülüyorum... Uyuyanlar yüzünden onlar açıkta kalıyor.
Bir de çıkışlarda şöyle yorumlar var : "ay ne kötü filmdi hiç çekilmese de olurmuş yaaani".
Aferin :) Siz de hiç gelmeseniz daha iyi olurmuş.
Nedir bu festival manyaklığı kardeşim? Yiyosa Akbank Caz 'a gidin :) Orada kolay değil öyle horlamak filan. Gerçi ona da gidip atıp tutanlar varmış... Neysem... Hepsi Kenan Doğulu yüzünden. "Festival gibisin katılmak istiyorum" diye şarkı yaparsan bütün Kenan Doğulu hayranları dolar festivallere...
Not : "CONTROL" diyorum...
Çarşamba, Eylül 12, 2007
"Sleeping With Ghosts"
Bu sene sonbaharın geldiğini ilk kez geçtğimiz Cumartesi hissetmiştim. Ama birşey eksikti. Yağmur...
Yağmış ama ben görmedim. Sonbaharın ilk yağmurunu bu akşamüstü gördüm... O esinti, o koku, damlalar, gökyüzünün ve yaşamın o rengi...
Sonbahar ve kışı sevmem derim hep ama bu akşamüstü ilk gördüğümde sevindim. Mazoşistçe bir sevinç. "Soulmate" imle karşılaştım çünkü... Uyuyordu uzun zamandır... Hayaletleriyle birlikte... Melankoli mevsimi ile birlikte o da uyandı...
Serviste eve dönüyordum. Bu mevsimde ev daha bir özlenir oluyor. Kapanasım geliyor eve. Konuşmasam... Gülmesem... Hiçbir şey yapmasam... Sadece "soulmate" im ve ben olsak, kimse olmasa...
"Soulmate" imle en sıkı fıkı olduğunm üniversite yıllarım canlandı birden servisin buğulu ön camında. İTÜ Ayazağa kampüsünün saramış yapraklarla dolu yolları... Sırt çantam, "soulmate" im ve ben... Dersler bitmeye yakın hava kararmaya yüztutardı ilk zamanlarında bu mevsimin. Kampüsten çıkmak istemezdim. Bu yağmurda trafik, insanlar, ev... İstemezdim. Haklıymışım da. Ben orada acı çektiğim zamanlarda bile mutluydum. Çünkü "soulmate" im vardı hep yanımda. Beni bırakmazdı. O ve ben ve binbir türlü derdimiz... Arkadaşlarım ve onların dertleri... Annem söylerdi hep ama ben bir türlü içselleştirememiştim o zamanlar : "tüm derdin bu olsun". Ne güzel bir dilekmiş o... Seni seviyorum annem :)
O dertler yıllar öncesinde kaldı. Şimdi ise hiç derdim yok...
Tek derdim "soulmate" imle artık karşılaşmıyor olmam. Çünkü ona ayıracak zamanım yok...
Okuldan mezun olmadan önce çok söylemişimdir : "bi bitse şu okul" diye. "bi bitse şu hayat" demenin alt kümesi değil mi bu? Şu da geçse, o da bitse , bu gelse... Zamanın hızı yetmiyormuş gibi... Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi...
Okul bitti. İşe girildi. Para kazanmaya başlayınca bir gurur, bir sevinç ! "İşe yarıyorum ben!". Öğrencilerin asalaklar topluluğu olduğuna o kadar inandırılmışız ki... Para kazanmaya başlayınca sevindik. "Ben birşeyler üretiyorum, karşılığında da bana para veriyorlar. Bana ve yaptıklarıma değer veriyorlar. Çok teşekkürler onlara her kimseler".
Bu kadar mı saf ve masumdur gençlik denen şey?
Öyleymiş...
Yıllar geçer, o gurur "ben hayatımı veriyorum, karşılığı bu mu?" ya dönüşür. Ama yapabildiğin başka birşey de yoktur ki !!! Yıllar geçer, kabullenilir; evet ben zamanımı, hayatımı satıyorum. Karşılığına ev ve araba aldım ! Ben buyum işte, evim ve arabam kadarım. Bu ediyorum...
"Soulmate" im, tüm sözlerini bir kiralık kasaya sakladım. Affet ! Ama sen arada yine uyan böyle. Sesini duymayı seviyorum...
Soulmate dry your eye
Soulmate dry your eye
Cause soulmates never die !
Yağmış ama ben görmedim. Sonbaharın ilk yağmurunu bu akşamüstü gördüm... O esinti, o koku, damlalar, gökyüzünün ve yaşamın o rengi...
Sonbahar ve kışı sevmem derim hep ama bu akşamüstü ilk gördüğümde sevindim. Mazoşistçe bir sevinç. "Soulmate" imle karşılaştım çünkü... Uyuyordu uzun zamandır... Hayaletleriyle birlikte... Melankoli mevsimi ile birlikte o da uyandı...
Serviste eve dönüyordum. Bu mevsimde ev daha bir özlenir oluyor. Kapanasım geliyor eve. Konuşmasam... Gülmesem... Hiçbir şey yapmasam... Sadece "soulmate" im ve ben olsak, kimse olmasa...
"Soulmate" imle en sıkı fıkı olduğunm üniversite yıllarım canlandı birden servisin buğulu ön camında. İTÜ Ayazağa kampüsünün saramış yapraklarla dolu yolları... Sırt çantam, "soulmate" im ve ben... Dersler bitmeye yakın hava kararmaya yüztutardı ilk zamanlarında bu mevsimin. Kampüsten çıkmak istemezdim. Bu yağmurda trafik, insanlar, ev... İstemezdim. Haklıymışım da. Ben orada acı çektiğim zamanlarda bile mutluydum. Çünkü "soulmate" im vardı hep yanımda. Beni bırakmazdı. O ve ben ve binbir türlü derdimiz... Arkadaşlarım ve onların dertleri... Annem söylerdi hep ama ben bir türlü içselleştirememiştim o zamanlar : "tüm derdin bu olsun". Ne güzel bir dilekmiş o... Seni seviyorum annem :)
O dertler yıllar öncesinde kaldı. Şimdi ise hiç derdim yok...
Tek derdim "soulmate" imle artık karşılaşmıyor olmam. Çünkü ona ayıracak zamanım yok...
Okuldan mezun olmadan önce çok söylemişimdir : "bi bitse şu okul" diye. "bi bitse şu hayat" demenin alt kümesi değil mi bu? Şu da geçse, o da bitse , bu gelse... Zamanın hızı yetmiyormuş gibi... Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi...
Okul bitti. İşe girildi. Para kazanmaya başlayınca bir gurur, bir sevinç ! "İşe yarıyorum ben!". Öğrencilerin asalaklar topluluğu olduğuna o kadar inandırılmışız ki... Para kazanmaya başlayınca sevindik. "Ben birşeyler üretiyorum, karşılığında da bana para veriyorlar. Bana ve yaptıklarıma değer veriyorlar. Çok teşekkürler onlara her kimseler".
Bu kadar mı saf ve masumdur gençlik denen şey?
Öyleymiş...
Yıllar geçer, o gurur "ben hayatımı veriyorum, karşılığı bu mu?" ya dönüşür. Ama yapabildiğin başka birşey de yoktur ki !!! Yıllar geçer, kabullenilir; evet ben zamanımı, hayatımı satıyorum. Karşılığına ev ve araba aldım ! Ben buyum işte, evim ve arabam kadarım. Bu ediyorum...
"Soulmate" im, tüm sözlerini bir kiralık kasaya sakladım. Affet ! Ama sen arada yine uyan böyle. Sesini duymayı seviyorum...
Soulmate dry your eye
Soulmate dry your eye
Cause soulmates never die !
Perşembe, Eylül 06, 2007
Gürkan Bey...
Bundan bir kaç ay önce beraber sizin çektiğiniz fotoğraflara bakıyorduk. Kendi çektiğiniz fotoğrafları eleştirip yorumlamıştınız bana... O zaman anlamıştım yıllardır dinlediğim , okuduğum fotoğraf sanatının inceliklerini...
Siz böyle bir insansınız... Birkaç cümle ile bir dünyayı anlatabilen, yüzlerce cümle ile tarif edilemeyecek kadar özel bir insan...
Yine kendi çektiğiniz bu fotoğraftaki kadar renkli, bu fotoğraftaki kadar güzel olsun hayatınız...
Sizi çok özleyeceğim...
DUYGU
Perşembe, Ağustos 09, 2007
Highlight of the day !
Güzide popüler müzik radyo kanallarımızdan birisi bir şekilde bir remix keşfetmiş ve 1 aydır çalıyorlar. Radiohead 'in çok sevdiğim Street Spirit (Fade Out) parçasının basit ama bir o kadar da güzel bir remix 'i. Ama remix 'in kime ait olduğu yazmıyor. Ben de hergün o remix 'i dinleyeceğim diye bu kanalı dinlemek zorunda kalıyorum. Çünkü bu güzide kanalımız keşfettiği şeyin ne olduğunu bilmiyor. Komik email 'leşmeler oldu aramızda pek saygın DJ 'lerle... Ben de bu süre içerisinde bir sürü remix indirdim ama hiçbiri o değil...
Sonunda bugün Nietzsche Guevara 'ya danıştım. Onun kim olduğunu bilenler bilir...
Sevgili güzide radyomuzun DJ 'lerinin verdiği abuk subuk bilgiler sonucu Nietzsche Guevara 'nın ulaştığı remix de o değildi...
Abuk subuk bilgi de şu : "Parçada Telefon Tel Aviv yazıyor. Tel Aviv parçanın kaydedildiği yer. Bulmanız biraz zor."
Aslında Telefon Tel Aviv elektronik müzik yapan Chicago 'lu bir grup ve gerçekten de remix yapmışlar ama o remix çalan remix değil. DJ 'lere bunu ilettim ama bu bilgi onların ne işine yarar bilemem :)
Nietzsche Guevara radyonun sitesinde bulunan 16 sn. 'lik sample 'ı dinledi ve 4 dakika sonra parça bendeydi... İsimsiz bir remix 'i buldu yani. 1 aylık kabusum da sona ermiş oldu.
Bu arada ben de ciddi ciddi Nietzsche Guevara 'nın insan üstü bir varlık olduğunu düşünmeye başladım... Bilenler bana hak verecektir :)
Radiohead - Street Spirit (Funkagenda Remix)
Teşekkürler Nietzsche Guevara :)
Sonunda bugün Nietzsche Guevara 'ya danıştım. Onun kim olduğunu bilenler bilir...
Sevgili güzide radyomuzun DJ 'lerinin verdiği abuk subuk bilgiler sonucu Nietzsche Guevara 'nın ulaştığı remix de o değildi...
Abuk subuk bilgi de şu : "Parçada Telefon Tel Aviv yazıyor. Tel Aviv parçanın kaydedildiği yer. Bulmanız biraz zor."
Aslında Telefon Tel Aviv elektronik müzik yapan Chicago 'lu bir grup ve gerçekten de remix yapmışlar ama o remix çalan remix değil. DJ 'lere bunu ilettim ama bu bilgi onların ne işine yarar bilemem :)
Nietzsche Guevara radyonun sitesinde bulunan 16 sn. 'lik sample 'ı dinledi ve 4 dakika sonra parça bendeydi... İsimsiz bir remix 'i buldu yani. 1 aylık kabusum da sona ermiş oldu.
Bu arada ben de ciddi ciddi Nietzsche Guevara 'nın insan üstü bir varlık olduğunu düşünmeye başladım... Bilenler bana hak verecektir :)
Radiohead - Street Spirit (Funkagenda Remix)
Teşekkürler Nietzsche Guevara :)
Cuma, Temmuz 27, 2007
Neler mi oldu?
Madem sordunuz... Anlatayım...
* Yazmak istemedim bir müddet çünkü küstüm. Neye küstün diye sormayın aslında cevabı çok açık. Niyesi ise bizim aramızda...
* Aslında bir ara yazmak istedim ama bu sefer de yazacak zaman bulamadım. Sebebi : GT ! (who is GT? 'who' değil 'what' diye sormak lazım).
* 4 günlüğüne Bodrum 'a gittim. Ve yıllar sonra ilk defa Bodrum 'dan dönerken yolda ağladım. Tek bir sebebi vardır : GT ! What is GT? Bu oluşum cennet köşesi olan Güneşli mevkiinde bulunmaktadır. Bodrum 'a gittiğimde sanki 1 yıldır bitkisel hayattaymışım ve komadan çıkmışım gibi hissettim. Bitkisel hayat = GT. Aslında Robotsal hayat mı desem? Dolayısıyla bu hayata tekrar geri döneceğimi bilmek ağlattı beni. Dönme o zaman di mi? Düşünmedim değil. Hala düşünüyorum. Amaaaaan neyse bu konulara girmiyim sadece "neler oldu"yu anlatacaktım. Zaten herşey o kadar da kötü değil. Biraz uzaylı gibi kalıyorum bu GT dünyasının içinde ama olsun en azından robotlaşmıyorum. O yüzden de iyiyim. (teselllllliiiiiiii)
* 07.07.2007 akşamı süper bir doğumgünü kutlaması yaptık. Arkadaşlarım sayesinde. Tolga ile beraber kutladık bu sene. 30 ya önemli :) Dansedememiş olsak da çok güzel oldu.
* Hah ben de tam neden 25 Temmuz Çarşamba akşamı deli gibi dansedip sarhoş olduk diye düşünüyordum, sebebi buymuş. Kutlamada dansedemememizin acısını çıkarmışız. Ohh ne güzel olmuş. Söyleyeceğim şudur ki : çoooook eğlendim. Bodrum Körfez Bar'a 10 veriyosam burası 7 'ydi. O kadar yani. Ha neresi? Life - Roof ve tabi ki bir DM partisi :) Tolga - Eray çiftini çok seviyorummmmmm :) Life-Roof 'ta bir numara yok açık hava olması dışında , olay bizde ;)
* Asıl önemli ve ciddi konuya gelirsek... Amy Canada 'ya gidiyor ! Şimdi bu haberi ben kime söölesem , söylerken dudaklarımı büzmüş ağlamaklı bir sesle söylüyor buluyorum kendimi. Kötü bir habermiş gibi. Aslında değil. Düşünsenize kız hayallerini bireeer birer gerçekleştiriyor. Hayatta istediği neyse onu yapıyor. 29 yaşında ben okuyacam hala dedi , sırf işini değil şu an yaşadığı evini ve eşini de bırakarak gidiyor. Biz bırak hayal gerçekleştirmeyi , öğlen yemeğe dışarı gitsek mi diye tereddüt ediyoruz. Dolayısıyla Amy adına çok güzel bir haber. Avukatlık diploması olacak ve uluslararası çalışabilecek. Yani dünyanın bir çok ülkesini gezecek. Ne güsel. Tolga şimdilik burada , ne yapacağını bilmiyor ama o da gider belki Canada 'ya. Amy 'nin okulu 3 yıllık , kolay değil o kadar ayrı kalmak. Ama onlar daha iyi bilir. (Tolga henüz birşey bilmiyor gibi ama olsun, önce bi hayatı keşfetsin sonra karar verir.)
* Ya parantez içinde yazdım ama yetmedi bence. Tolga hayatı yeniden keşfediyor derken ciddiydim. Şu an endorfin, serotonin ve birascık da adrenalin yüklenmiş durumda. Hayat da budur zaten :)
* Si.Em.Em.Ay. biraz daha iyi gibi. Eski hırgürler kalmadı. Kimin ne olduğu anlaşıldı çünkü :) 20-80 kuralı ve de Forming - Storming - Norming- Performing olayı... Çok söylendim ama şu günlerde keyif de almaya başladım. Ya işte bu kadar söyleniyorum ama sevdiğim tarafları da var GT 'nin. Çok güzel arkadaşlarım var orda da. Çok komik insanlar var. (hede hödö). Herşeyden öte Gürkan Bey var. Her ne kadar artık çok fazla sohbet edemesek ve bana konser biletlerini vermese de... Vermemekte haklı , şimdiye kadar verdiklerinin hiçbirine gitmedim. Sebebi : GT ! Bir saniye burda bir gariplik var... :)
*** Breaking News : Demin Eray aradı. Birşey konuşurken aradan "dövme" konusunu sokuşturdum gene. Sanırım baskılarım(ız) işe yaradı ve o da ikna oldu. Sonunda o da ufak bir dövme yaptırmaya karar verdi. Beraber bana ve ona dövme seçeceğiz şimdi. Yaşasınnnnn ! (sonradan inkar etmesin diye de burada kayıt altına almam iyi oldu bu konuyu).
* Sanırım Amy ile Tolga da , Amy Canada 'ya gitmeden önce kendilerini ifade eden bir dövme yaptıracaklar. Amy 'nin anlattığı bir çizim vardı geçen, çok beğendim. Not : Amy 'nin gidiş tarihi 20 Ağustos. Çok yakın yani :( Bak yine üzgün surat yaptım. Yaparım yaa, özlicem çünkü. O çok farklı bir insan ve vizyonu çok etkiliyor beni. Çok şey öğreniyorum ondan. Kısacası önemli bir insan o hayatımda. Hatta kimseye söölememiştim ama birgün çocuğum olursa, doğumda Amy yanımda olsun isterim diye düşünmüştüm. Her neyse... Yazın gelcek nası olsa o zaman görüşürüz :)
* "Shortbus" ve "Hedwig and the angry inch" çok güzel filmler... İzlenmeli !
* Geçenlerde her iki anne ve babayla Derbent 'te bir haftasonu geçirdik. Hiç o kadar olacağını tahmin etmezdim ama çok keyifliydi. Çünküm çocuk olduk gene. ihi :) onlar yemek yaptı biz yedik, onlar oturdu biz yüzdük, tenis oynadık. Anneler babalar da kağıt oynadılar saatlerce :) Biz de şımarıklık yaptık etraflarında. Ne güselmiş çocuk olmak , sorumsuz olmak...
* Ben ona buna homofobik misin diye sorarken aklıma şu geldi : Tolga aslında homohobik ! :)
* DM yeni bir albüm çıkaracakmış diye bir yazı geldi. Hadi hayırlısı...
* Ne güzel 2 kilo vermiştim geri aldım :( Sebebi : GT ! Hay s...m. 9 saat toplantıda olursan , akşam da mesai yaparsan ne düzenli beslenebilirsin ne de spor yapabilirsin. Onu bırak toplantıda 9 saat oturmaktan normal bir insan kadar bile hareket etmiyoruz. Demiştim ya bitkisel hayat işte...
* Tatillll istiyorum.
* Biraz boş kafa istiyorum.
* Biraz uyku istiyorum.
* Biraz spor istiyorum. Misal tenis...
* Evde yemek pişirebilmek istiyorum. Dolayısıyla vakit istiyorum. Nakit de isterim tabi.
* Balkona bank, sehpa ve sandalye almak istiyoruz. Balkon kebabı güzel oluyormuş.
* Banucum hamile. Bebiş gelecek :) Geçen bizdelerdi Banu ile Melkon. Ya böyle komik, böyle güzel, böyle ince düşünceli, böyle sıcak, böyle birbirini seven bir çift daha yok dünyada :) Çok seviyorum ben onları :)
* 1 sene olmuş nerdeyse yazmayalı, olayları unutuyorum bak. Halbuki en önemli haber : KIA Sportage cip aldık. Eray 'ım çok mutlu. Ben de yolda giderken DM DVD 'leri izleyebilmekten dolayı mutluyum. Bir de Golf bana kaldı hehehe :) Kötü yanı : 3 sene boyunca kredi ödicez :( Bu demek oluyor ki GT mazeretim devam edecek... Ossun napalım.
* Geçen gece dolmuşla taksimden eve dönerken, Eray uyuklar Tolga ise sızmışken, İstanbul' u izledim biraz. Aslında ne güzel bir şehirde yaşıyoruz. Dün gittiğim Ahırkapı 'daki Giritli sonrası da hissettim bunu. Ama bu güzelliği yaşayamıyoruz işte :( Sebebi?
Siz bilirsiniz sebebini...
Sebebi, istediğimizi yapabilme ve bu şekilde mutlu olabilme seçeneğimiz olduğunu gizleyerek büyütülmüş olmamız...
Bu konulara girmeye başladım gene, o zaman ben direk blogger 'dan çıkayım :)
Öpücükler...
DUYGU
* Yazmak istemedim bir müddet çünkü küstüm. Neye küstün diye sormayın aslında cevabı çok açık. Niyesi ise bizim aramızda...
* Aslında bir ara yazmak istedim ama bu sefer de yazacak zaman bulamadım. Sebebi : GT ! (who is GT? 'who' değil 'what' diye sormak lazım).
* 4 günlüğüne Bodrum 'a gittim. Ve yıllar sonra ilk defa Bodrum 'dan dönerken yolda ağladım. Tek bir sebebi vardır : GT ! What is GT? Bu oluşum cennet köşesi olan Güneşli mevkiinde bulunmaktadır. Bodrum 'a gittiğimde sanki 1 yıldır bitkisel hayattaymışım ve komadan çıkmışım gibi hissettim. Bitkisel hayat = GT. Aslında Robotsal hayat mı desem? Dolayısıyla bu hayata tekrar geri döneceğimi bilmek ağlattı beni. Dönme o zaman di mi? Düşünmedim değil. Hala düşünüyorum. Amaaaaan neyse bu konulara girmiyim sadece "neler oldu"yu anlatacaktım. Zaten herşey o kadar da kötü değil. Biraz uzaylı gibi kalıyorum bu GT dünyasının içinde ama olsun en azından robotlaşmıyorum. O yüzden de iyiyim. (teselllllliiiiiiii)
* 07.07.2007 akşamı süper bir doğumgünü kutlaması yaptık. Arkadaşlarım sayesinde. Tolga ile beraber kutladık bu sene. 30 ya önemli :) Dansedememiş olsak da çok güzel oldu.
* Hah ben de tam neden 25 Temmuz Çarşamba akşamı deli gibi dansedip sarhoş olduk diye düşünüyordum, sebebi buymuş. Kutlamada dansedemememizin acısını çıkarmışız. Ohh ne güzel olmuş. Söyleyeceğim şudur ki : çoooook eğlendim. Bodrum Körfez Bar'a 10 veriyosam burası 7 'ydi. O kadar yani. Ha neresi? Life - Roof ve tabi ki bir DM partisi :) Tolga - Eray çiftini çok seviyorummmmmm :) Life-Roof 'ta bir numara yok açık hava olması dışında , olay bizde ;)
* Asıl önemli ve ciddi konuya gelirsek... Amy Canada 'ya gidiyor ! Şimdi bu haberi ben kime söölesem , söylerken dudaklarımı büzmüş ağlamaklı bir sesle söylüyor buluyorum kendimi. Kötü bir habermiş gibi. Aslında değil. Düşünsenize kız hayallerini bireeer birer gerçekleştiriyor. Hayatta istediği neyse onu yapıyor. 29 yaşında ben okuyacam hala dedi , sırf işini değil şu an yaşadığı evini ve eşini de bırakarak gidiyor. Biz bırak hayal gerçekleştirmeyi , öğlen yemeğe dışarı gitsek mi diye tereddüt ediyoruz. Dolayısıyla Amy adına çok güzel bir haber. Avukatlık diploması olacak ve uluslararası çalışabilecek. Yani dünyanın bir çok ülkesini gezecek. Ne güsel. Tolga şimdilik burada , ne yapacağını bilmiyor ama o da gider belki Canada 'ya. Amy 'nin okulu 3 yıllık , kolay değil o kadar ayrı kalmak. Ama onlar daha iyi bilir. (Tolga henüz birşey bilmiyor gibi ama olsun, önce bi hayatı keşfetsin sonra karar verir.)
* Ya parantez içinde yazdım ama yetmedi bence. Tolga hayatı yeniden keşfediyor derken ciddiydim. Şu an endorfin, serotonin ve birascık da adrenalin yüklenmiş durumda. Hayat da budur zaten :)
* Si.Em.Em.Ay. biraz daha iyi gibi. Eski hırgürler kalmadı. Kimin ne olduğu anlaşıldı çünkü :) 20-80 kuralı ve de Forming - Storming - Norming- Performing olayı... Çok söylendim ama şu günlerde keyif de almaya başladım. Ya işte bu kadar söyleniyorum ama sevdiğim tarafları da var GT 'nin. Çok güzel arkadaşlarım var orda da. Çok komik insanlar var. (hede hödö). Herşeyden öte Gürkan Bey var. Her ne kadar artık çok fazla sohbet edemesek ve bana konser biletlerini vermese de... Vermemekte haklı , şimdiye kadar verdiklerinin hiçbirine gitmedim. Sebebi : GT ! Bir saniye burda bir gariplik var... :)
*** Breaking News : Demin Eray aradı. Birşey konuşurken aradan "dövme" konusunu sokuşturdum gene. Sanırım baskılarım(ız) işe yaradı ve o da ikna oldu. Sonunda o da ufak bir dövme yaptırmaya karar verdi. Beraber bana ve ona dövme seçeceğiz şimdi. Yaşasınnnnn ! (sonradan inkar etmesin diye de burada kayıt altına almam iyi oldu bu konuyu).
* Sanırım Amy ile Tolga da , Amy Canada 'ya gitmeden önce kendilerini ifade eden bir dövme yaptıracaklar. Amy 'nin anlattığı bir çizim vardı geçen, çok beğendim. Not : Amy 'nin gidiş tarihi 20 Ağustos. Çok yakın yani :( Bak yine üzgün surat yaptım. Yaparım yaa, özlicem çünkü. O çok farklı bir insan ve vizyonu çok etkiliyor beni. Çok şey öğreniyorum ondan. Kısacası önemli bir insan o hayatımda. Hatta kimseye söölememiştim ama birgün çocuğum olursa, doğumda Amy yanımda olsun isterim diye düşünmüştüm. Her neyse... Yazın gelcek nası olsa o zaman görüşürüz :)
* "Shortbus" ve "Hedwig and the angry inch" çok güzel filmler... İzlenmeli !
* Geçenlerde her iki anne ve babayla Derbent 'te bir haftasonu geçirdik. Hiç o kadar olacağını tahmin etmezdim ama çok keyifliydi. Çünküm çocuk olduk gene. ihi :) onlar yemek yaptı biz yedik, onlar oturdu biz yüzdük, tenis oynadık. Anneler babalar da kağıt oynadılar saatlerce :) Biz de şımarıklık yaptık etraflarında. Ne güselmiş çocuk olmak , sorumsuz olmak...
* Ben ona buna homofobik misin diye sorarken aklıma şu geldi : Tolga aslında homohobik ! :)
* DM yeni bir albüm çıkaracakmış diye bir yazı geldi. Hadi hayırlısı...
* Ne güzel 2 kilo vermiştim geri aldım :( Sebebi : GT ! Hay s...m. 9 saat toplantıda olursan , akşam da mesai yaparsan ne düzenli beslenebilirsin ne de spor yapabilirsin. Onu bırak toplantıda 9 saat oturmaktan normal bir insan kadar bile hareket etmiyoruz. Demiştim ya bitkisel hayat işte...
* Tatillll istiyorum.
* Biraz boş kafa istiyorum.
* Biraz uyku istiyorum.
* Biraz spor istiyorum. Misal tenis...
* Evde yemek pişirebilmek istiyorum. Dolayısıyla vakit istiyorum. Nakit de isterim tabi.
* Balkona bank, sehpa ve sandalye almak istiyoruz. Balkon kebabı güzel oluyormuş.
* Banucum hamile. Bebiş gelecek :) Geçen bizdelerdi Banu ile Melkon. Ya böyle komik, böyle güzel, böyle ince düşünceli, böyle sıcak, böyle birbirini seven bir çift daha yok dünyada :) Çok seviyorum ben onları :)
* 1 sene olmuş nerdeyse yazmayalı, olayları unutuyorum bak. Halbuki en önemli haber : KIA Sportage cip aldık. Eray 'ım çok mutlu. Ben de yolda giderken DM DVD 'leri izleyebilmekten dolayı mutluyum. Bir de Golf bana kaldı hehehe :) Kötü yanı : 3 sene boyunca kredi ödicez :( Bu demek oluyor ki GT mazeretim devam edecek... Ossun napalım.
* Geçen gece dolmuşla taksimden eve dönerken, Eray uyuklar Tolga ise sızmışken, İstanbul' u izledim biraz. Aslında ne güzel bir şehirde yaşıyoruz. Dün gittiğim Ahırkapı 'daki Giritli sonrası da hissettim bunu. Ama bu güzelliği yaşayamıyoruz işte :( Sebebi?
Siz bilirsiniz sebebini...
Sebebi, istediğimizi yapabilme ve bu şekilde mutlu olabilme seçeneğimiz olduğunu gizleyerek büyütülmüş olmamız...
Bu konulara girmeye başladım gene, o zaman ben direk blogger 'dan çıkayım :)
Öpücükler...
DUYGU
Perşembe, Temmuz 12, 2007
Perşembe, Kasım 30, 2006
Perşembe, Kasım 09, 2006
Duygu...
Mutluyum...
En başta Eray sayesinde... Hayatımdaki yerini, anlamını, emeğini, sevgisini, değerini anlatabileceğim bir büyüklük ifadesi yok..."O herşey" demek belki biraz ifade edebilir...
Tolga sayesinde... Ne kadar özel olduğunu anlatabileceğim bir kelime hiçbir lisanda yok...
Arkadaşlarım sayesinde... Ne kadar sağlam birer destek olduklarını gösterebileceğim bir ölçü yok...
Eskiden çok ağlardım... Annemle babamın evindeki o karamel renkli duvarı olan odamda...
Ben kendimi öyle tanıdım hep... Çok hassas, çok duygulu ve hep yalnız başına o odada birşeylere bir şekilde içi acıyıp ağlayan... Mutsuzdum diyemem, ama eksiktim heralde... Ne olduğunu bilemediğim o eksiklik ağlatırdı beni...
Şimdi de hassasım, duyguluyum ama ağlamıyorum pek... Dedim ya mutluyum; bu insanlar sayesinde... Eksik hiçbir şey yok...
Kendime bir bahane yaratıp ağladım geçen akşam... O an eski Duygu 'yla karşılaştım... O duygu, o hisle... Hissettim...
Bazen... hüzün bile özleniyor...
Hayat puzzle 'ımın olmazsa olmaz parçaları... Siz olmazsanız ben resmi tamamlayamam...
Sizi çok seviyorum...
En başta Eray sayesinde... Hayatımdaki yerini, anlamını, emeğini, sevgisini, değerini anlatabileceğim bir büyüklük ifadesi yok..."O herşey" demek belki biraz ifade edebilir...
Tolga sayesinde... Ne kadar özel olduğunu anlatabileceğim bir kelime hiçbir lisanda yok...
Arkadaşlarım sayesinde... Ne kadar sağlam birer destek olduklarını gösterebileceğim bir ölçü yok...
Eskiden çok ağlardım... Annemle babamın evindeki o karamel renkli duvarı olan odamda...
Ben kendimi öyle tanıdım hep... Çok hassas, çok duygulu ve hep yalnız başına o odada birşeylere bir şekilde içi acıyıp ağlayan... Mutsuzdum diyemem, ama eksiktim heralde... Ne olduğunu bilemediğim o eksiklik ağlatırdı beni...
Şimdi de hassasım, duyguluyum ama ağlamıyorum pek... Dedim ya mutluyum; bu insanlar sayesinde... Eksik hiçbir şey yok...
Kendime bir bahane yaratıp ağladım geçen akşam... O an eski Duygu 'yla karşılaştım... O duygu, o hisle... Hissettim...
Bazen... hüzün bile özleniyor...
Hayat puzzle 'ımın olmazsa olmaz parçaları... Siz olmazsanız ben resmi tamamlayamam...
Sizi çok seviyorum...
Çarşamba, Ekim 18, 2006
Adaçayı ve ıhlamur...
* 2 gün sonra İtalya 'ya gidiyoruz. Biran önce iyileşmem lazım...
* Roxy' deki DM partisi çok güzelmiş... Bir dahaki sefere artık...
* Haneke Funny Games 'i yeniden çekiyormuş! Bu sefer Hollywood yapımı olacak. Şimdi ne düşünmeliyim bilemedim. İlk önce bir hayal kırıklığı oldu tabi. Ama Haneke yapıyorsa bir bildiği vardır diyorum gene de... Göriciiiz...
* Kendime mp3 player alıp koşu bandı insanı olmak istiyorum. Daha ne yapmalıyım sıradan olmak için bilemedim...
* Bizim YKB tayfasını Güneşli 'de toparladık. Bir Zeynom yok. Güneşli 'ye gelmesin zaten kıyamam o cehenneme onu sokmaya...
* Bu kadar sümük nereden gelir, nasıl üretilir? Dr. House olsa da anlatsa. Onun da sezonu bitti, yeni sezon gelmedi :(
* Hatırlatma : Gürkan Bey 'i çok seviyorum. Şarap ve fazla mesai...
* Entegrasyon çalışmalarının nasıl gittiğini özetleyen bir karikatür yollamış bir arkadaşımız e gruba. Bayıldım. Yayınlamadan edemiciim :)

Sevgiler...
* Roxy' deki DM partisi çok güzelmiş... Bir dahaki sefere artık...
* Haneke Funny Games 'i yeniden çekiyormuş! Bu sefer Hollywood yapımı olacak. Şimdi ne düşünmeliyim bilemedim. İlk önce bir hayal kırıklığı oldu tabi. Ama Haneke yapıyorsa bir bildiği vardır diyorum gene de... Göriciiiz...
* Kendime mp3 player alıp koşu bandı insanı olmak istiyorum. Daha ne yapmalıyım sıradan olmak için bilemedim...
* Bizim YKB tayfasını Güneşli 'de toparladık. Bir Zeynom yok. Güneşli 'ye gelmesin zaten kıyamam o cehenneme onu sokmaya...
* Bu kadar sümük nereden gelir, nasıl üretilir? Dr. House olsa da anlatsa. Onun da sezonu bitti, yeni sezon gelmedi :(
* Hatırlatma : Gürkan Bey 'i çok seviyorum. Şarap ve fazla mesai...
* Entegrasyon çalışmalarının nasıl gittiğini özetleyen bir karikatür yollamış bir arkadaşımız e gruba. Bayıldım. Yayınlamadan edemiciim :)

Sevgiler...
Pazartesi, Ekim 16, 2006
Filmekimi, soğukalgınlığı, fazla mesai, club sporium, aile hasretleri, doğumgünleri, diet, köpekbalığı kıkırdağı, kış, İtalya...
Bilmem anlatabildim mi? :))
Yeteeeeeeer diyesim var...
Ama yine de entegrasyondakilerden daha iyi durumdayım, şükretmem lazım. Umarım kolay olur herşey ve en kısa zamanda atlatırlar entegrasyonu... Sizi seviyorum eski YKB liler...
Yeteeeeeeer diyesim var...
Ama yine de entegrasyondakilerden daha iyi durumdayım, şükretmem lazım. Umarım kolay olur herşey ve en kısa zamanda atlatırlar entegrasyonu... Sizi seviyorum eski YKB liler...
Çarşamba, Eylül 13, 2006
No Scuba :(
Kulağımdaki anatomik bir problemden dolayı dalış yapamazmışım :(
Tembelmiş kulağım :(
Tedavisi de yokmuş. Hıh :(
Bir hayali daha çöpe attım...
Tembelmiş kulağım :(
Tedavisi de yokmuş. Hıh :(
Bir hayali daha çöpe attım...
Perşembe, Ağustos 31, 2006
Ve Eylül...
Yağmurlar başlıyor...
"Uğraş didin farklı şeyler yapmak için
Üç kişi ya da beş kişi anlar
Ve zaman, ve zaman farklı yüzlerle
Bazen yanında bazen arkanda
Yalan diye bir şey yok
Gördük ama konuşmadık
Ve hayat her şey yolundayken dur dedi artık
Ve hayat herkes evindeyken dur dedi artık
Ve hayat -ki canına tak etmişti- sus dedi artık
Ve hayat
Kırık düşler, aynı yalnızlık
Öyle azaldık ve yıprandık ki
Kafamız karışık, değişmek zor
Dünya yıkılsa anlamazlar..."
"Uğraş didin farklı şeyler yapmak için
Üç kişi ya da beş kişi anlar
Ve zaman, ve zaman farklı yüzlerle
Bazen yanında bazen arkanda
Yalan diye bir şey yok
Gördük ama konuşmadık
Ve hayat her şey yolundayken dur dedi artık
Ve hayat herkes evindeyken dur dedi artık
Ve hayat -ki canına tak etmişti- sus dedi artık
Ve hayat
Kırık düşler, aynı yalnızlık
Öyle azaldık ve yıprandık ki
Kafamız karışık, değişmek zor
Dünya yıkılsa anlamazlar..."
Pazartesi, Temmuz 31, 2006
Depeche Mode...
Sizce ben bu yazıda anlatabilecek miyim hislerimi? 30 Temmuz gecesi neler yaşadığımı...
Ben sanmıyorum. Yazma ve ifade yeteneğim o kadar gelişmedi henüz :) Ama biliyorum ki benim gibi hissedenler var. Onlarla paylaşabiliyorum hislerimi.
En iyisimi ben kronolojik olarak anlatayım , hikaye şeklinde olsun... Hissettiklerimi anlatamayacağım çünkü.
30 Temmuz sabahı uyandığımda herşey çok değişikti. Çook ama çok heyecanlıydım. Zaten onu da blog' umda yazmıştım.
Saat 16:30 olup da evden çıkma zamanı gelince kalp atışlarım iyice hızlandı. T-shirt ümü giydim ve arabaya bindim.

Haluk, Barış, Eray ve ben Kadıköy iskelesine vardığımızda saat 17:00 olmuştu. 18:15 'te kalkacak olan tekneye binecektik. Etrafta konsere gidecek tipleri tespit etmeye çalıştım. Onlardan önce atlamalıydım tekneye. Amacım tabi ki sahne önü bölümünün de en önünde olmaktı. Tekneye binsem biraz daha rahatlayacaktım.
Tekne uzaktan göründüğünde, "geldi" dememle kalkıp koşmam bir oldu. Yanımdakileri beklemedim bile. Tekneye ilk binenler arasındaydım. Binip oturduktan sonra bir de baktım ki karada upuzun bir kuyruk oluşmuş. Bir kez daha şükrettim.
Eray heyecanımdan dolayı teknede 1 kutu bira içmemin iyi olacağını söyledi. Ben de gider gitmez wc ye gireceğim zaten o yüzden içeyim dedim. İyi ki içmişim o birayı. Yoksa kalp atışlarımı başka türlü yavaşlatamayacaktım. Çok kötü birşey bu. Saatlerce hep yüksek nabız. İnsanı yoruyor. Nefes yetmiyor...
Boğaz çok güzeldi. Ve hala inanamıyordum, birazdan hava kararacak ve onlar karşımda olacaktı. Kuruçeşme 'ye yaklaştığımızda tekneden ilk inenlerden olmak için diğerlerini bırakıp önlere doğru gittim. Rüzgardan ve çarpan dalgalardan gelen sudan korunmak için ellerimi yüzüme siper ettim. Hiçbirşey görmüyordum. Sadece rüzgarın sesi ve vücuduma çarpan su... Tekne yavaşladı, gözlerimi bir açtım ki karşımda sahne. Evet oradaydı. Denizden çok güzel gözüküyordu konser alanı. İnsanlar gelmiş biralarını içiyor deniz manzarasının keyfin çıkarıyorlardı. Tekneden indim. Şimdi de fotograf makinamı sokabilecek miyim heyecanı başladı. Normal kuyruk uzundu, VIP sırası ise boştu. Eraylarla vedalaşıp hemen güvenlik kontrolüne girdim. Evet tahmin ettiğim gibi, çantamın ön gözüne bakmadılar ve kolumda sarı VIP bilekliği ile hiç sorunsuz içeri girdim. Koşarak WC ye girdim. Bir yandan da insanların VIP olduğumu görmelerini istemedim. Nazar değmesindi :)
Sahne önü bölümüne geçmeden heyecanım da dinmedi hiç. WC den çıkıp yine koşarak sahne önü bölümüne gittim. Eraylar beni girişte bekliyorlardı, yine vedalaşıp içeri girdim soluk soluğa. Sahne önü kısmında henüz çok az insan vardı. Veeeee evvvet sol tarafa doğru bir boşluk bulup demirlere tutunduğumda kocaman bir nefes aldım.

En öndeydim :) Hem de tam Martin le Dave in ortasına doğru bir yerde yer bulmuştum. Yere çömelip sırtımı demirlere dayadığımda arkamda gördüğüm manzaraya inanamadım. Saatler önce gelen normal saha biletli DM hayranları demirlere dayanmış, sıkış tepiş ayakta duruyorlardı. Bense onların 15 m. önünde yere oturmuş sigaramı yakıyordum. Haksızlık gibi geldi bu. Onlardan gözlerimi kaçırdım hep. Yanımda daha sonradan kendilerine Overdose DM dediklerini öğrendiğim çılgın DM hayranları vardı. 10-15 kişi kadar. Onlarla sohbet ettim. Fotoğraflarını çektim.

Şarkılar söyledik beraber. Tabi ki DM şarkıları :) Sonradan Barış 'a kızacaktım ama onun sayesinde ezilmekten kurtulacaktım, Merter Stripped sırasında kızarkadaşına evlenme teklif edecekti vs... İlk saatlerde ise bunlardan habersiz kah ayakta bekledik, kah oturduk, kah sigara içtik. Su veya diğer herhangi bir sıvı asla içmedim. Çişim gelmesin nooolur diye dua ettim. Yerimi kaybetmek istemiyordum. Bu arada sahne önü kısmı dolmaya başladı. Eray la mesajlaştım, onları gördüm arkalarda :) Acaba diğerleri geldi mi vs derken Pamela çıktı. Sakince izledik, sonra Chantage. Onları izlerken artık heyecanlanmaya başladım. Onlar da gittikten sonra dakikalar geçmek bilmedi. Bir ara sahne ile bizim aramızdaki kısımdan backstage pass sahibi arkadaşları sıraya sokup götürdüler. Allahım ne şans. Onlar Dave ve Martin in yanına gideceklerdi. Onlardan biri olmak isterdim ama çok da önemli değildi. Ben zaten istediğim kadarını almıştım...
Ayakta , sıkışık , her 15 sn de bir saate bakarak geçirdim son 45 dakikayı. Bir ara Ümit le Nigar geldi. Ama benim bulunduğum yere giremeyecek kadar sıkışıktı önler. Bana uzaktan "Rahat mısın?" diye sordu Ümit. "İyiyim" dedim ama heyecan ve stresten gebermek üzereydim. Konser bitene kadar da görmedim onları bir daha. Ve 21:30 'u 1 dakika bile geçmeden, birden ama birden müzik kesildi, çığlıklar ve alkışlar yükseldi ve önce Peter ve Christian sonra Andrew ve Martin ve en son Dave çıktı sahneye. Dave çıkar çıkmaz sahne önündekilere doğru yürüdü ve selamladı. İşte ilk o anda gözgöze geldim Dave le ve Didem 'i andım. Didem 'in iyi dilekleri...Hep gerçek olur. O demişti : "İnşallah Dave le gözgöze gelirsin Duygucum" . Bu kadar çabuk olacağını hiç tahmin etmemiştim. Ondan sonrası ise hayatımın en güzel anlarıydı. Çok yakındım. Martin hemen önümdeydi. Dave 'in sesi performansı mükemmeldi.

İnanamıyordum. Çok çok çok iyilerdi. Şarkılar birer birer bitiyordu. Bağırırak söylüyordum. Ellerim hep havadaydı. Hep Dave i takip ediyordum. Ama arada Martin 'e ve diğerlerine de bakıyordum. İkinci şarkıda "A Question of Time" da Dave tam önüme geldi ve eğildi. Tam şu sözleri bana bakarak söyledi : "You're only fifteen and you look good". Ben o anda ölmüştüm. Daha ötesi yoktu benim için... Tabi ki show icabıydı, tabi ki bi anlamı yoktu. Ama o 2 saniye benim için öyle değildi. Sanırım bu duyguyu hiç anlatamam o yüzden boşverelim :)

Hangi şarkılar sırasında fotoğraf çekeceğime önceden karar vermiştim. Fotoğraf ve video çektim bol bol. Ve tesadüfen I Feel You 'da video çekimi yaparken Dave soyundu. Böylelikle o sahneyi de kaçırmamış oldum :) O sahne budur : http://www.youtube.com/watch?v=T5jwONXy_dk
2001 dekinden farklı olarak bilincim gayet açık izledim bu konseri. Her dakikası gözlerimin önünde. Konserden sonra günlerce daha yaşadım ben konseri, zihnimde izledim. Dave , Martin, Andrew hepsi süperdi. Dave 'in performansı beklediğimin çok ötesindeydi. Hatta izlyip dinlediğim diğer Touring The Angel konserlerinden belki de daha iyiydi. 4 gün boyunca dinlenmişlerdi. Boğaziçi 'ne karşı konser veriyorlardı. E normal :)
Sahne, turnedeki diğer sahnelere göre küçüktü. O yukardan sallanan monitörlü büyük top yoktu mesela. Toplam 6 yerine 3 tane videoart monitörü vardı. Ama olsun herşey çok güzeldi.
Susuzluk ve açlık bile koymadı. Herşeye değdi. Sahne önünde olmak bambaşkaydı. Ve Eray 'ın sayesinde olmuştu... Onu çok seviyorum. O da çok iyi vakit geçirmiş konserde :) Sevda ve Tolga da öyle. Barış ve Haluk da. Aylin Zeynep Didem ve Hakan da...(pardon Hakan baymış biraz :) )

Sırasıyla şunları dinledik :
A Pain That I'm Used To
A Question Of Time
Suffer Well
Precious
Walking In My Shoes
Stripped
Home
In Your Room
John The Revelator
I Feel You
Behind The Wheel
World In My Eyes
Personal Jesus
Enjoy The Silence encore
BİS :
Leave in Silence
Photographic
Never Let Me Down Again
Notlar :
Konser toplam 105 dakika sürdü :(
Dave "A Question of Time" da bir kez "with my little one" derken şeyini tuttu.
Dave "World In My Eyes" da "Nothing more than you can touch now. That's all there is" sözleri boyunca şeyini tuttu :)
Dave ilk şarkıda yani "A Pain That I'm Used To" da ceketini , "I Feel You" da ise yeleğini de çıkarttı.
Martin ona seslenişimizin çoğunda bize baktı ve gülümsedi. Bir keresinde ise ben çok fena bağırdım baya bi gülümsedi bakıp :)
Martin "Home" söylemeden önce ve sonra "Happy Birthday Martin" söyledik. İkincisinde anladı :)
Dave Martin 'e "Thank You Martin" diyince, Martin onu Türkçe olarak karşıladı : "Teşekkür ederim" :)
"Leave in Silence" yorumu muhteşemdi.

En gaza geldiğim parçalar : "Behind The Wheel" , "Stripped" , "I Feel You" , "Photographic" , "Enjoy The Silence" , "Never Let Me Down" ve tabi ki "In Your Room" oldu.
Sahne ile aramızda geze 16-18 yaşlarındaki 3 kızın ben groupie olduğunu sanarken, birinin Martin 'in kızı Viva olduğu iddia edildi. (olabilir çünkü boyunlarında kart olmayan o bölgedeki tek insan onlardı. Diğer insanları hep kenara çekerken hiçbir güvenlik görevlisi bunlara dokunmadı.)
Dave "Suffer Well" sırasında bir ara dışarıda bir apartmanın balkonundan izleyen kitleye baktı uzun uzun ve güvenlik görevlilerine söyledi durumu.

Bana gelince...
Karnım ağrımadığı, çişim gelmediği için bedenime çok teşekkür ediyorum :)
Heyecan, adrenalin, coşku... Bu üçünü bir arada yaşamak herkese nasip olsun diyorum...
2001 konserinin yeri ayrıydı, 2006 'dakinin de yeri ayrı. 2001 'de sahneye uzak ama kendimden geçerek, ağlayarak izlemiştim konseri. Ve Dave gibi bir ilahı o zaman görmüştüm ilk. Beklediğimden çok öte birşeydi. Tanrıyı gördüm sanmıştım. Hipnotize olmuş gibiydim. Seyirciler çok çok iyiydi. Depeche Mode da çok coşmuştu.
2006 'da ise en önden izledim. Çok yakındım Dave ve Martin' e. Orada ayrıcalıklı olan az sayıdaki insanlar arasındaydım. Şanslıydım...Tüm şarkılara eşlik ettim. Tüm detayları izledim, kaçırmadım. Heyecanım had safhadaydı. Martin ve Dave ile gözgöze geldim. Seyirci 2001 deki kadar iyi değildi.
Bu anlamda 2001 ve 2006 konserleri birbirini tamamladı benim için.
O yaşadığım anları hiç bir şekilde anlatamayacağım, yazımın en başında da dediğim gibi. O yüzden sadece olayları yazdım. Hissettiklerimi yazıya dökerek küçümsemek istemiyorum.
Kuruçeşme Arena bence iyi bir konser alanı. Çünkü ulaşımı rahat (deniz yolu). Ferah ve denize nazır. Ama genelde DM 'yi görememiş millet , eğim olmadığı için. Bir de seyirci çok eşlik edememiş konsere. Ben bunların hiçbirinin farkına varmadım. Ben ve DM başbaşaydık benim için.
Çektiğim fotoğraflar DMTR de çok beğenildi. Videolar da öyle. Çok gurur duydum. O fotoğraflar benim için çok özel ve önemli bu sebeple.

Depeche Mode bir tutkudur denir. Kesinlikle öyle.
Onlar unique bir grup. Müzikleri de öyle. Grup elemanları birbirini çok iyi tamamlıyor. Dave tanrısallıştırılacak kadar ilahi. Sesi benim için dünyanın en güzel sesi. Martin 'in besteleri ve şarkı sözleri çok derinden etkiliyor beni.
Onlar benim için gerçekten bir tutku. Fanatizm boyutunda bir tutku. Konser sonrasında günlerce Dave ve DM ile ilgili internet üzerinden araştırma yaptım. Dave 'in yaşadıklarına, kendine yaptıklarına inanamadım. Ama şimdi iyi. En azından fiziksel olarak öyle. Ayık ve huzurlu. 8 senedir uyuşturucu almıyor. Spor yapıyor, barlardan ve alkolden uzak duruyor. Ancak yine de anlaşılıyor ki sözlerinden, eroinman olduğu zamanlarda yaşadığı o dünyaya göre bu dünyası çok sönük. "When there was heroin I didn't need anybody" diyor...

1993 Devotional konser DVD 'sini izliyorum uzun zamandır. En "high" dönemi Dave 'in. Henüz overdose yaşamamış, henüz ölmemiş. En iyi performansının olduğu dönem. Şimdi ise daha bir olgun ama hala çok seksi ve ilahi. Her ne kadar çok mutlu gözükmese de... Umarım onun için herşey güzel olur. Çünkü eroinden dönenler genelde yine sonunda ona dönüyorlar... Umarım öyle olmaz. Umarım çocukları Jack ve Stella ile çok mutlu yaşar...

Birisi yazmış ekşi sözlüğe :
"Tanrıyı daha önce görmedim ki...?!
Ne kadar parlak , ne kadar üstün olabilirdi ?
Sadece duymuştum...
Tahmin edebildiğim kadar da sanmıştım...
O kadar "ilahi"ydi ki , onu Tanrı sandım..."
Burada "Tanrı" olarak bahsedilen, bir dönem Jim Morrison 'dı benim için. Ama uzun bir dönemdir de artık Dave Gahan...
Biliyorum. Bu tutkunun da sonu gelecek. Ama bana öyle geliyor ki, bundan sonraki tutkularım daha bir dünyevi olacak :) Bir bebek mesela... Kimbilir...
O yüzden bu son hayal dünyasına ait tutkumun hayatımda hep özel bir yeri olacak...

Words are trivial
Pleasures remain
So does the pain
Words are meaningless
And forgettable
All I ever wanted
All I ever needed
Is here in my arms
Words are very unnecessary
They can only do harm
Enjoy the silence...
Ben sanmıyorum. Yazma ve ifade yeteneğim o kadar gelişmedi henüz :) Ama biliyorum ki benim gibi hissedenler var. Onlarla paylaşabiliyorum hislerimi.
En iyisimi ben kronolojik olarak anlatayım , hikaye şeklinde olsun... Hissettiklerimi anlatamayacağım çünkü.
30 Temmuz sabahı uyandığımda herşey çok değişikti. Çook ama çok heyecanlıydım. Zaten onu da blog' umda yazmıştım.
Saat 16:30 olup da evden çıkma zamanı gelince kalp atışlarım iyice hızlandı. T-shirt ümü giydim ve arabaya bindim.

Haluk, Barış, Eray ve ben Kadıköy iskelesine vardığımızda saat 17:00 olmuştu. 18:15 'te kalkacak olan tekneye binecektik. Etrafta konsere gidecek tipleri tespit etmeye çalıştım. Onlardan önce atlamalıydım tekneye. Amacım tabi ki sahne önü bölümünün de en önünde olmaktı. Tekneye binsem biraz daha rahatlayacaktım.
Tekne uzaktan göründüğünde, "geldi" dememle kalkıp koşmam bir oldu. Yanımdakileri beklemedim bile. Tekneye ilk binenler arasındaydım. Binip oturduktan sonra bir de baktım ki karada upuzun bir kuyruk oluşmuş. Bir kez daha şükrettim.
Eray heyecanımdan dolayı teknede 1 kutu bira içmemin iyi olacağını söyledi. Ben de gider gitmez wc ye gireceğim zaten o yüzden içeyim dedim. İyi ki içmişim o birayı. Yoksa kalp atışlarımı başka türlü yavaşlatamayacaktım. Çok kötü birşey bu. Saatlerce hep yüksek nabız. İnsanı yoruyor. Nefes yetmiyor...
Boğaz çok güzeldi. Ve hala inanamıyordum, birazdan hava kararacak ve onlar karşımda olacaktı. Kuruçeşme 'ye yaklaştığımızda tekneden ilk inenlerden olmak için diğerlerini bırakıp önlere doğru gittim. Rüzgardan ve çarpan dalgalardan gelen sudan korunmak için ellerimi yüzüme siper ettim. Hiçbirşey görmüyordum. Sadece rüzgarın sesi ve vücuduma çarpan su... Tekne yavaşladı, gözlerimi bir açtım ki karşımda sahne. Evet oradaydı. Denizden çok güzel gözüküyordu konser alanı. İnsanlar gelmiş biralarını içiyor deniz manzarasının keyfin çıkarıyorlardı. Tekneden indim. Şimdi de fotograf makinamı sokabilecek miyim heyecanı başladı. Normal kuyruk uzundu, VIP sırası ise boştu. Eraylarla vedalaşıp hemen güvenlik kontrolüne girdim. Evet tahmin ettiğim gibi, çantamın ön gözüne bakmadılar ve kolumda sarı VIP bilekliği ile hiç sorunsuz içeri girdim. Koşarak WC ye girdim. Bir yandan da insanların VIP olduğumu görmelerini istemedim. Nazar değmesindi :)
Sahne önü bölümüne geçmeden heyecanım da dinmedi hiç. WC den çıkıp yine koşarak sahne önü bölümüne gittim. Eraylar beni girişte bekliyorlardı, yine vedalaşıp içeri girdim soluk soluğa. Sahne önü kısmında henüz çok az insan vardı. Veeeee evvvet sol tarafa doğru bir boşluk bulup demirlere tutunduğumda kocaman bir nefes aldım.

En öndeydim :) Hem de tam Martin le Dave in ortasına doğru bir yerde yer bulmuştum. Yere çömelip sırtımı demirlere dayadığımda arkamda gördüğüm manzaraya inanamadım. Saatler önce gelen normal saha biletli DM hayranları demirlere dayanmış, sıkış tepiş ayakta duruyorlardı. Bense onların 15 m. önünde yere oturmuş sigaramı yakıyordum. Haksızlık gibi geldi bu. Onlardan gözlerimi kaçırdım hep. Yanımda daha sonradan kendilerine Overdose DM dediklerini öğrendiğim çılgın DM hayranları vardı. 10-15 kişi kadar. Onlarla sohbet ettim. Fotoğraflarını çektim.

Şarkılar söyledik beraber. Tabi ki DM şarkıları :) Sonradan Barış 'a kızacaktım ama onun sayesinde ezilmekten kurtulacaktım, Merter Stripped sırasında kızarkadaşına evlenme teklif edecekti vs... İlk saatlerde ise bunlardan habersiz kah ayakta bekledik, kah oturduk, kah sigara içtik. Su veya diğer herhangi bir sıvı asla içmedim. Çişim gelmesin nooolur diye dua ettim. Yerimi kaybetmek istemiyordum. Bu arada sahne önü kısmı dolmaya başladı. Eray la mesajlaştım, onları gördüm arkalarda :) Acaba diğerleri geldi mi vs derken Pamela çıktı. Sakince izledik, sonra Chantage. Onları izlerken artık heyecanlanmaya başladım. Onlar da gittikten sonra dakikalar geçmek bilmedi. Bir ara sahne ile bizim aramızdaki kısımdan backstage pass sahibi arkadaşları sıraya sokup götürdüler. Allahım ne şans. Onlar Dave ve Martin in yanına gideceklerdi. Onlardan biri olmak isterdim ama çok da önemli değildi. Ben zaten istediğim kadarını almıştım...
Ayakta , sıkışık , her 15 sn de bir saate bakarak geçirdim son 45 dakikayı. Bir ara Ümit le Nigar geldi. Ama benim bulunduğum yere giremeyecek kadar sıkışıktı önler. Bana uzaktan "Rahat mısın?" diye sordu Ümit. "İyiyim" dedim ama heyecan ve stresten gebermek üzereydim. Konser bitene kadar da görmedim onları bir daha. Ve 21:30 'u 1 dakika bile geçmeden, birden ama birden müzik kesildi, çığlıklar ve alkışlar yükseldi ve önce Peter ve Christian sonra Andrew ve Martin ve en son Dave çıktı sahneye. Dave çıkar çıkmaz sahne önündekilere doğru yürüdü ve selamladı. İşte ilk o anda gözgöze geldim Dave le ve Didem 'i andım. Didem 'in iyi dilekleri...Hep gerçek olur. O demişti : "İnşallah Dave le gözgöze gelirsin Duygucum" . Bu kadar çabuk olacağını hiç tahmin etmemiştim. Ondan sonrası ise hayatımın en güzel anlarıydı. Çok yakındım. Martin hemen önümdeydi. Dave 'in sesi performansı mükemmeldi.

İnanamıyordum. Çok çok çok iyilerdi. Şarkılar birer birer bitiyordu. Bağırırak söylüyordum. Ellerim hep havadaydı. Hep Dave i takip ediyordum. Ama arada Martin 'e ve diğerlerine de bakıyordum. İkinci şarkıda "A Question of Time" da Dave tam önüme geldi ve eğildi. Tam şu sözleri bana bakarak söyledi : "You're only fifteen and you look good". Ben o anda ölmüştüm. Daha ötesi yoktu benim için... Tabi ki show icabıydı, tabi ki bi anlamı yoktu. Ama o 2 saniye benim için öyle değildi. Sanırım bu duyguyu hiç anlatamam o yüzden boşverelim :)

Hangi şarkılar sırasında fotoğraf çekeceğime önceden karar vermiştim. Fotoğraf ve video çektim bol bol. Ve tesadüfen I Feel You 'da video çekimi yaparken Dave soyundu. Böylelikle o sahneyi de kaçırmamış oldum :) O sahne budur : http://www.youtube.com/watch?v=T5jwONXy_dk
2001 dekinden farklı olarak bilincim gayet açık izledim bu konseri. Her dakikası gözlerimin önünde. Konserden sonra günlerce daha yaşadım ben konseri, zihnimde izledim. Dave , Martin, Andrew hepsi süperdi. Dave 'in performansı beklediğimin çok ötesindeydi. Hatta izlyip dinlediğim diğer Touring The Angel konserlerinden belki de daha iyiydi. 4 gün boyunca dinlenmişlerdi. Boğaziçi 'ne karşı konser veriyorlardı. E normal :)
Sahne, turnedeki diğer sahnelere göre küçüktü. O yukardan sallanan monitörlü büyük top yoktu mesela. Toplam 6 yerine 3 tane videoart monitörü vardı. Ama olsun herşey çok güzeldi.
Susuzluk ve açlık bile koymadı. Herşeye değdi. Sahne önünde olmak bambaşkaydı. Ve Eray 'ın sayesinde olmuştu... Onu çok seviyorum. O da çok iyi vakit geçirmiş konserde :) Sevda ve Tolga da öyle. Barış ve Haluk da. Aylin Zeynep Didem ve Hakan da...(pardon Hakan baymış biraz :) )

Sırasıyla şunları dinledik :
A Pain That I'm Used To
A Question Of Time
Suffer Well
Precious
Walking In My Shoes
Stripped
Home
In Your Room
John The Revelator
I Feel You
Behind The Wheel
World In My Eyes
Personal Jesus
Enjoy The Silence encore
BİS :
Leave in Silence
Photographic
Never Let Me Down Again
Notlar :
Konser toplam 105 dakika sürdü :(
Dave "A Question of Time" da bir kez "with my little one" derken şeyini tuttu.
Dave "World In My Eyes" da "Nothing more than you can touch now. That's all there is" sözleri boyunca şeyini tuttu :)
Dave ilk şarkıda yani "A Pain That I'm Used To" da ceketini , "I Feel You" da ise yeleğini de çıkarttı.
Martin ona seslenişimizin çoğunda bize baktı ve gülümsedi. Bir keresinde ise ben çok fena bağırdım baya bi gülümsedi bakıp :)
Martin "Home" söylemeden önce ve sonra "Happy Birthday Martin" söyledik. İkincisinde anladı :)
Dave Martin 'e "Thank You Martin" diyince, Martin onu Türkçe olarak karşıladı : "Teşekkür ederim" :)
"Leave in Silence" yorumu muhteşemdi.

En gaza geldiğim parçalar : "Behind The Wheel" , "Stripped" , "I Feel You" , "Photographic" , "Enjoy The Silence" , "Never Let Me Down" ve tabi ki "In Your Room" oldu.
Sahne ile aramızda geze 16-18 yaşlarındaki 3 kızın ben groupie olduğunu sanarken, birinin Martin 'in kızı Viva olduğu iddia edildi. (olabilir çünkü boyunlarında kart olmayan o bölgedeki tek insan onlardı. Diğer insanları hep kenara çekerken hiçbir güvenlik görevlisi bunlara dokunmadı.)
Dave "Suffer Well" sırasında bir ara dışarıda bir apartmanın balkonundan izleyen kitleye baktı uzun uzun ve güvenlik görevlilerine söyledi durumu.

Bana gelince...
Karnım ağrımadığı, çişim gelmediği için bedenime çok teşekkür ediyorum :)
Heyecan, adrenalin, coşku... Bu üçünü bir arada yaşamak herkese nasip olsun diyorum...
2001 konserinin yeri ayrıydı, 2006 'dakinin de yeri ayrı. 2001 'de sahneye uzak ama kendimden geçerek, ağlayarak izlemiştim konseri. Ve Dave gibi bir ilahı o zaman görmüştüm ilk. Beklediğimden çok öte birşeydi. Tanrıyı gördüm sanmıştım. Hipnotize olmuş gibiydim. Seyirciler çok çok iyiydi. Depeche Mode da çok coşmuştu.
2006 'da ise en önden izledim. Çok yakındım Dave ve Martin' e. Orada ayrıcalıklı olan az sayıdaki insanlar arasındaydım. Şanslıydım...Tüm şarkılara eşlik ettim. Tüm detayları izledim, kaçırmadım. Heyecanım had safhadaydı. Martin ve Dave ile gözgöze geldim. Seyirci 2001 deki kadar iyi değildi.
Bu anlamda 2001 ve 2006 konserleri birbirini tamamladı benim için.
O yaşadığım anları hiç bir şekilde anlatamayacağım, yazımın en başında da dediğim gibi. O yüzden sadece olayları yazdım. Hissettiklerimi yazıya dökerek küçümsemek istemiyorum.
Kuruçeşme Arena bence iyi bir konser alanı. Çünkü ulaşımı rahat (deniz yolu). Ferah ve denize nazır. Ama genelde DM 'yi görememiş millet , eğim olmadığı için. Bir de seyirci çok eşlik edememiş konsere. Ben bunların hiçbirinin farkına varmadım. Ben ve DM başbaşaydık benim için.
Çektiğim fotoğraflar DMTR de çok beğenildi. Videolar da öyle. Çok gurur duydum. O fotoğraflar benim için çok özel ve önemli bu sebeple.

Depeche Mode bir tutkudur denir. Kesinlikle öyle.
Onlar unique bir grup. Müzikleri de öyle. Grup elemanları birbirini çok iyi tamamlıyor. Dave tanrısallıştırılacak kadar ilahi. Sesi benim için dünyanın en güzel sesi. Martin 'in besteleri ve şarkı sözleri çok derinden etkiliyor beni.
Onlar benim için gerçekten bir tutku. Fanatizm boyutunda bir tutku. Konser sonrasında günlerce Dave ve DM ile ilgili internet üzerinden araştırma yaptım. Dave 'in yaşadıklarına, kendine yaptıklarına inanamadım. Ama şimdi iyi. En azından fiziksel olarak öyle. Ayık ve huzurlu. 8 senedir uyuşturucu almıyor. Spor yapıyor, barlardan ve alkolden uzak duruyor. Ancak yine de anlaşılıyor ki sözlerinden, eroinman olduğu zamanlarda yaşadığı o dünyaya göre bu dünyası çok sönük. "When there was heroin I didn't need anybody" diyor...

1993 Devotional konser DVD 'sini izliyorum uzun zamandır. En "high" dönemi Dave 'in. Henüz overdose yaşamamış, henüz ölmemiş. En iyi performansının olduğu dönem. Şimdi ise daha bir olgun ama hala çok seksi ve ilahi. Her ne kadar çok mutlu gözükmese de... Umarım onun için herşey güzel olur. Çünkü eroinden dönenler genelde yine sonunda ona dönüyorlar... Umarım öyle olmaz. Umarım çocukları Jack ve Stella ile çok mutlu yaşar...

Birisi yazmış ekşi sözlüğe :
"Tanrıyı daha önce görmedim ki...?!
Ne kadar parlak , ne kadar üstün olabilirdi ?
Sadece duymuştum...
Tahmin edebildiğim kadar da sanmıştım...
O kadar "ilahi"ydi ki , onu Tanrı sandım..."
Burada "Tanrı" olarak bahsedilen, bir dönem Jim Morrison 'dı benim için. Ama uzun bir dönemdir de artık Dave Gahan...
Biliyorum. Bu tutkunun da sonu gelecek. Ama bana öyle geliyor ki, bundan sonraki tutkularım daha bir dünyevi olacak :) Bir bebek mesela... Kimbilir...
O yüzden bu son hayal dünyasına ait tutkumun hayatımda hep özel bir yeri olacak...

Words are trivial
Pleasures remain
So does the pain
Words are meaningless
And forgettable
All I ever wanted
All I ever needed
Is here in my arms
Words are very unnecessary
They can only do harm
Enjoy the silence...
Pazar, Temmuz 30, 2006
30 Temmuz 2006

Sonunda geldi... 30 Temmuz 2006. Kasım 'dan beri mi bekliyorum hatırlamıyorum. Ama dün bile çok normaldim. Bugün ise heyecandan titriyorum. Hiç böyle olacağımı düşünmemiştim. Yani heyecandan ellerim titriyor, bacaklarım boşalıyor filan. Karnıma ağrılar giriyor. Heyecandan çok nedense stresliyim. Fotoğraf makinası olayı çok stres yaptı beni. Hiç götürmesem mi acaba? Ama o zaman da içeride şakır şakır fotoğraf çekenleri görünce pişman olurum... Bilemedim... Son anda karar vericem sanırım...
Benim gazımla birçok kişi konsere gelmeye karar verdi. Pazar akşamı onca eziyete katlanacaklar. Umarım iyi bir konser olur.
Dün Kemancı 'daki parti çok kötüydü. Ozan 'la konuştuk orada. Bir gece önce DM üyeleri ile Reina 'da yemek yemişler. Martin çok iyi ve mutluymuş. Türkiye 'yi çok seviyor ya. Bir de bir önceki konser iptal olduğu için biraz dinlenmişler. Ancak buna rağmen Dave çok bitkinmiş. Yemekten sonra direk otele dönmüş. Diğerleri ise Black diye bir bara gitmişler. Dün nerede olacaklarını söylemedi Ozan.
Bir gece önce bir şekilde Reina 'ya gitseydim -ki aklımın ucundan bile geçmezdi- direk Dave 'i ve Martin 'i görecektim.
Tam 4 gündür İstanbul 'dalar... Bu düşünce bile heyecan veriyor bana :)
Her neyse. Evdeyim şu an ve heyecandan midem kaynıyor. Ne yapacağımı bilemiyorum. Çantamı filan mı hazırlamaya başlasam? Elim ayağıma dolanıyor. Çok kötü bu yaaa :)
Bu kadar stres yaparsam konserin tadını çıkaramam. Bir de umarım karnım filan ağrımaz, çişim gelmez... Açlık ve susuzluğa dayanırım da diğerleri kötü. Bira da içemicem sırf çişim gelmesin diye. Halbuki biraz kafam iyi olsaydı daha rahat izlerdim...
Olsun herşeyin bir bedeli var. Sahne önünün bedeli de bu :)
Umarım çok güzel bir konser olur...
Sevgiler...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




