Perşembe, Kasım 20, 2008

Çok zaman olmuş...



Yine uzuuuuuuuuuuuuun bir ara vermişim. Sanırım bir özet geçmek gerek neler oldu bitti diye...

En en en önemlisi benim canım herşeyim bitanem hasta oldu :(

Ama sonra iyileşti :)
Zor zamanlar geçti. İyiyiz şimdi.

Yeni bir dil öğrendik : "Feysbukça".

Canım arkadaşlarım ve ben işler değiştirdik. Her birimiz bir yere dağıldık. Amaaa gerçekten dağıldık mı? Hayır. Allah dağıtmasın :)

Yelisciiim konsept partileri yaptı. Hepsinde deli gibi eğlendik. Hayatım boyunca unutamayacağım partilerdi :) Yenilerini bekliyoruz...

"Gaykedi"yi keşfettim :)

"Bigejiiiiiiiiiim" diye bir sevgi yumağım oldu :)

Kitaplar okudum en güzeli "Never Let Me Go - Kazuo Ishiguro" idi :)
Bir sürü film izledim en güzelleri "Towelhead" , "Vicky Cristina Barcelona" ve "Benny's Video" idi...

Festivaller oldu, gittim. Dot yeni oyununa başladı, gidiyorum ve Mayıs' a kadar da gideceğim.

Bir sürü kilo aldım :)
Amaaaaaaaaaa sigarayı bıraktım :)

Yeni bir ülke daha gördüm. Paris' e aşık oldum. Amsterdam' ı Barış sayesinde analiz etme şansı bulduk :)
Evvet Körfez Bar' ı bu yaz da gördüm. (şükür).

Bir dönem Tolga kendini kaybetti. Ama sonra buldu...
Sonunda Polonya' ya yerleşti...
Amy Canada' ya avukat olmaya gitti...
Biz Türkiye' den destek veriyoruz :-P

Hala eş durumundan FB' liyim.
Bir de şimdi iş durumundan yazılımcı oluyorum...

Hayır hayır hayır hala çocuk yapmadık...
Amaaaaa çocukluk yapmaya devam ;)

Sevgiler...

Cumartesi, Şubat 16, 2008

İlk aşk...


Ota boka ağlamaya başladığımdan mı -ki bu yaşlanıyorum demek- yoksa haklı olduğumdan mı bilmiyorum... Ama çok ağladım...

Uzun zamandır istiyordum Barış Manço 'nun eski albümlerini indirmek. İnternet sağolsun. İndirdim. Listeye aldım... Play... İlk parça ikinci üçüncü derken "Aynalı Kemer" başladı, ben bittim... O zamana kadar kendimi tuttuğum kabahatmiş... Ama o nasıl ağlamak öyle... Gören ciddi bişi oldu sanır...
Ama yok, sebep yok...

İyi ki evde yalnızdım. Ne anlatırdım ben Eray 'a ?
"Üüüüüüuüüüüüü bilmiom neden ağlıoooommm üüüüüüü... "

Aslında ota boka ağlamıyorum...
Aslında haklıyım... Müzik de koku gibi benim için... Hafızamla çok yakın ilişki içinde...
İnsanın birlikte büyüdüğü şarkılar başkadır. Herkes bilir...

Ben sanırım Barış Manço 'yu bir o zamanlar, yani çook ufakken bir de ilk defa şimdi YALNIZbaşıma dinledim.

Çocukken evimizde bir pikap vardı. Bir de annemlerin 'hippi'lik döneminden kalan LP 'ler. Onların arasında tabi ki en sevdiğim Barış Manço 'nunkilerdi... İlkokulda bile değildim ama öğrenmiştim pikabın nasıl çalıştırıldığını. Annem evin binbir türlü işleri ile uğraşırken ben salonun kapısını açar, o kocccaman odada tek başıma olmanın hazzı ile çalıştırırdım pikabı. Tabi o zamanlar "ZAMAN" denen şey derya deniz... Zaman sadece yatma ve yemek zamanlarında varlığı akla gelen , gerisi sonsuz olan birşeydi... O sonsuz zamanlarda sonsuz büyüklükteki salonumuzda sonsuz yalnızlığımla dinlerdim Barış Manço 'yu. Tek çocuk olmanın dayanılmaz hafifliği... Ve de yalnızlık... Seni anlayan kimse yok :) Belki o yüzdendir dilimden düşmez bu laf : "beni kimse anlamıyor". Alışkanlık işte :)

Ben sanırım oedipus kompleksimi Barış Manço ile yaşadım... Evet ilk babamla evlenicem demişim diğer kızlar gibi. Ama sonra Barış Manço ile...

Ben o adama aşıktım. Ama bilmiyordum ki neydi o olanlar. O utanmalar. O hislenmeler...
Sözleri tam anlamasam da şarkılarını dinlerken bir tuhaf hüzünlenmeler... Televizyonda çıkınca nefesimi tutmalar... En çok da utangaçlık... Neden utandığımı bilmeden...

Annemler biliyorlar tabii çok sevdiğimi Barış Manço 'yu. O dönemde çocuk olmuş hangi çocuk sevmez ki? Benimkisi biraz farklıydı ama olsun ;)
Bir gün annem ve anneannemle birlikte arabada bir yerlere giderken, (annem daha 70 lerin başında araba sahibi olan ve araba kullanan asortik tiplerden peh peh. Gülşen Bubikoğlu hesabı makyajlar, Vakko' dan giyinmeler filan. aah ah...) annemler Barış Manço 'yu gördüler yolda başka bir arabada ve durdurdular. Annemle anneannem dertlerini -daha doğrusu derdimi- anlattılar ve Barış Manço indi arabadan. Ama ben kıyameti kopardım, inmedim arabadan. Utandım çünkü... Kimse anlamadı gene beni... Israrla beni arabadan indirmeye çalıştı annemle anneannem. Ama sanırım o anladı. Bizim arabamızın yanına geldi ve beni eğilip öptü yanaklarımdan... Ben utandım... Hem de çok. O kadar ki ağladım utancımdan...
Hep utandım sonra da. Hatta bir zaman sonra sevdiğimi inkar ettim Barış Manço 'yu...

Hep sakladım. Dişi olarak duygularımı bastırmam gerektiği öğretildi birçok diğer kadın gibi bana da... Çok ufaktım. Bilmiyordum neden veya neyi saklamam gerektiğini ama saklamalıydım. Meğer benim ilk erkeğim oymuş :)

İşte ben o yüzden bugün deli gibi ağladım sanırım... Haklıymışım... Bir de çocukluğa özlem tabi... O zamanlara... Sonsuz gibi sandığım hayata...
Buyrun işte burada o güzel şarkı... Belki siz de ilk aşkınızı hatırlarsınız...

Perşembe, Ocak 31, 2008

Perşembe, Ocak 10, 2008

Güç...

Her işte bir hayır vardır...

Çarşamba, Ocak 09, 2008

...

.......................................................
We have assembled inside,

This ancient and insane theater
To propagate our lust for our life,
And flee the swarming wisdom of the streets.

The barns have stormed
The windows kept,
And only one of all the rest
To dance and save us
From the divine mockery of words,
Music inflames temperament.

Ooh great creator of being
Grant us one more hour,
To perform our art
And perfect our lives.

We need great golden copulations,
When the true kings murders
Are allowed to roam free,
A thousand magicians arise in the land


Where are the feast we are promised?

.......................................................

Çarşamba, Ocak 02, 2008

Ben bu menüden istiyorum :)

Hayat Lokantasi
2008 Menü

Baslangiclar
* Coktandir beklediginiz, iyi haber
* Kokusunu hic unutmadiginiz, annenizin kurabiyeleri
* Huzurla yasanan, sicacik bir ev
* Eski ceketin cebinde bulunan, bir miktar para

Ara sicaklar
* O özlediginiz, unutulmaz tatil
* Her göz temasinizda bulacaginiz, can dostlariniz

Ana Yemekler
* S a g l i k
Katkisiz

* A s k
Delicesine

* M u t l u l u k
Sonsuz

* B a s a r i
Fevkalade

Tatlilar
* S a n s
En bolundan

* N e s e
Gönlünüzden ne gecer, caniniz ne cekerse.

* Bir de Mousse Chocolate :)

Sefin tavsiyesi
Yil boyu, hepsini tadin.
2008 'in tadi, damaginizda kalsin.

İyi seneler !

P.S. Bir de iyi filmler olsun bu sene...




Perşembe, Kasım 29, 2007

DOT Tiyatrosu

Kürklü Merkür...

http://www.go-dot.org/













P.S. Merak edenler için o dövmede şu yazıyor :

"EST SULARUS OTH MITHAS"


Anlamı :
ekşide

Pazartesi, Ekim 22, 2007

Popcorn' dan kaçarken horultuya yakalanmak...

Bu sene ne kadar çok horlayan var festivalde (Filmekimi)... İnanılır gibi değil. Üstelik filmler de öyle karanlık , hiçbirşey anlaşılmayan (?!?) Avrupa filmi değil :)))

Madem horlayacaklar neden geliyorlar insanlar festivale? Şu ana kadar gittiğim tüm filmlerde en az 1 tane horlayan vardı. En son gittiğim filmde ise sağımdaki de solumdaki de horluyordu.
Sağımdaki bir çift. Kız dürtüp uyandırıyodu çocuğu horlamaları artınca ya da çocuğun horlaması "peak" yapınca kendi horultusuna uyanıyordu. Olacak iş değil. 1,3 ,5 derken 10 kez dürtülünce çocuğun uykusu kaçtı tabi. Ama bu sefer de kız arkadaşı daldı gitti. Bu kez de çocuk onu uyandırıyo, beni uyutmadın sen de uyuma misali :) Delirelim mi topyekün napalım bilemedim?

Tamam ben hiç sinemada uyumamış bir insan değilim. Uyudum evet. Ama etrafımdakileri rahatsız etmemişimdir. Horlamadıktan sonra derdim değil ama bu sefer de gerçekten o filmi görmek isteyen ama bilet kalmadığı için gelemeyenlere üzülüyorum... Uyuyanlar yüzünden onlar açıkta kalıyor.

Bir de çıkışlarda şöyle yorumlar var : "ay ne kötü filmdi hiç çekilmese de olurmuş yaaani".
Aferin :) Siz de hiç gelmeseniz daha iyi olurmuş.

Nedir bu festival manyaklığı kardeşim? Yiyosa Akbank Caz 'a gidin :) Orada kolay değil öyle horlamak filan. Gerçi ona da gidip atıp tutanlar varmış... Neysem... Hepsi Kenan Doğulu yüzünden. "Festival gibisin katılmak istiyorum" diye şarkı yaparsan bütün Kenan Doğulu hayranları dolar festivallere...

Not : "CONTROL" diyorum...

Çarşamba, Eylül 12, 2007

"Sleeping With Ghosts"

Bu sene sonbaharın geldiğini ilk kez geçtğimiz Cumartesi hissetmiştim. Ama birşey eksikti. Yağmur...

Yağmış ama ben görmedim. Sonbaharın ilk yağmurunu bu akşamüstü gördüm... O esinti, o koku, damlalar, gökyüzünün ve yaşamın o rengi...

Sonbahar ve kışı sevmem derim hep ama bu akşamüstü ilk gördüğümde sevindim. Mazoşistçe bir sevinç. "Soulmate" imle karşılaştım çünkü... Uyuyordu uzun zamandır... Hayaletleriyle birlikte... Melankoli mevsimi ile birlikte o da uyandı...

Serviste eve dönüyordum. Bu mevsimde ev daha bir özlenir oluyor. Kapanasım geliyor eve. Konuşmasam... Gülmesem... Hiçbir şey yapmasam... Sadece "soulmate" im ve ben olsak, kimse olmasa...

"Soulmate" imle en sıkı fıkı olduğunm üniversite yıllarım canlandı birden servisin buğulu ön camında. İTÜ Ayazağa kampüsünün saramış yapraklarla dolu yolları... Sırt çantam, "soulmate" im ve ben... Dersler bitmeye yakın hava kararmaya yüztutardı ilk zamanlarında bu mevsimin. Kampüsten çıkmak istemezdim. Bu yağmurda trafik, insanlar, ev... İstemezdim. Haklıymışım da. Ben orada acı çektiğim zamanlarda bile mutluydum. Çünkü "soulmate" im vardı hep yanımda. Beni bırakmazdı. O ve ben ve binbir türlü derdimiz... Arkadaşlarım ve onların dertleri... Annem söylerdi hep ama ben bir türlü içselleştirememiştim o zamanlar : "tüm derdin bu olsun". Ne güzel bir dilekmiş o... Seni seviyorum annem :)

O dertler yıllar öncesinde kaldı. Şimdi ise hiç derdim yok...

Tek derdim "soulmate" imle artık karşılaşmıyor olmam. Çünkü ona ayıracak zamanım yok...

Okuldan mezun olmadan önce çok söylemişimdir : "bi bitse şu okul" diye. "bi bitse şu hayat" demenin alt kümesi değil mi bu? Şu da geçse, o da bitse , bu gelse... Zamanın hızı yetmiyormuş gibi... Sanki hiç ölmeyecekmişiz gibi...

Okul bitti. İşe girildi. Para kazanmaya başlayınca bir gurur, bir sevinç ! "İşe yarıyorum ben!". Öğrencilerin asalaklar topluluğu olduğuna o kadar inandırılmışız ki... Para kazanmaya başlayınca sevindik. "Ben birşeyler üretiyorum, karşılığında da bana para veriyorlar. Bana ve yaptıklarıma değer veriyorlar. Çok teşekkürler onlara her kimseler".

Bu kadar mı saf ve masumdur gençlik denen şey?

Öyleymiş...

Yıllar geçer, o gurur "ben hayatımı veriyorum, karşılığı bu mu?" ya dönüşür. Ama yapabildiğin başka birşey de yoktur ki !!! Yıllar geçer, kabullenilir; evet ben zamanımı, hayatımı satıyorum. Karşılığına ev ve araba aldım ! Ben buyum işte, evim ve arabam kadarım. Bu ediyorum...

"Soulmate" im, tüm sözlerini bir kiralık kasaya sakladım. Affet ! Ama sen arada yine uyan böyle. Sesini duymayı seviyorum...

Soulmate dry your eye
Soulmate dry your eye
Cause soulmates never die !

Perşembe, Eylül 06, 2007

Gürkan Bey...


Bundan bir kaç ay önce beraber sizin çektiğiniz fotoğraflara bakıyorduk. Kendi çektiğiniz fotoğrafları eleştirip yorumlamıştınız bana... O zaman anlamıştım yıllardır dinlediğim , okuduğum fotoğraf sanatının inceliklerini...
Siz böyle bir insansınız... Birkaç cümle ile bir dünyayı anlatabilen, yüzlerce cümle ile tarif edilemeyecek kadar özel bir insan...
Yine kendi çektiğiniz bu fotoğraftaki kadar renkli, bu fotoğraftaki kadar güzel olsun hayatınız...
Sizi çok özleyeceğim...
DUYGU

Perşembe, Ağustos 09, 2007

Highlight of the day !

Güzide popüler müzik radyo kanallarımızdan birisi bir şekilde bir remix keşfetmiş ve 1 aydır çalıyorlar. Radiohead 'in çok sevdiğim Street Spirit (Fade Out) parçasının basit ama bir o kadar da güzel bir remix 'i. Ama remix 'in kime ait olduğu yazmıyor. Ben de hergün o remix 'i dinleyeceğim diye bu kanalı dinlemek zorunda kalıyorum. Çünkü bu güzide kanalımız keşfettiği şeyin ne olduğunu bilmiyor. Komik email 'leşmeler oldu aramızda pek saygın DJ 'lerle... Ben de bu süre içerisinde bir sürü remix indirdim ama hiçbiri o değil...

Sonunda bugün Nietzsche Guevara 'ya danıştım. Onun kim olduğunu bilenler bilir...

Sevgili güzide radyomuzun DJ 'lerinin verdiği abuk subuk bilgiler sonucu Nietzsche Guevara 'nın ulaştığı remix de o değildi...

Abuk subuk bilgi de şu : "Parçada Telefon Tel Aviv yazıyor. Tel Aviv parçanın kaydedildiği yer. Bulmanız biraz zor."
Aslında Telefon Tel Aviv elektronik müzik yapan Chicago 'lu bir grup ve gerçekten de remix yapmışlar ama o remix çalan remix değil. DJ 'lere bunu ilettim ama bu bilgi onların ne işine yarar bilemem :)

Nietzsche Guevara radyonun sitesinde bulunan 16 sn. 'lik sample 'ı dinledi ve 4 dakika sonra parça bendeydi... İsimsiz bir remix 'i buldu yani. 1 aylık kabusum da sona ermiş oldu.

Bu arada ben de ciddi ciddi Nietzsche Guevara 'nın insan üstü bir varlık olduğunu düşünmeye başladım... Bilenler bana hak verecektir :)

Radiohead - Street Spirit (Funkagenda Remix)

Teşekkürler Nietzsche Guevara :)

Cuma, Temmuz 27, 2007

Neler mi oldu?

Madem sordunuz... Anlatayım...

* Yazmak istemedim bir müddet çünkü küstüm. Neye küstün diye sormayın aslında cevabı çok açık. Niyesi ise bizim aramızda...

* Aslında bir ara yazmak istedim ama bu sefer de yazacak zaman bulamadım. Sebebi : GT ! (who is GT? 'who' değil 'what' diye sormak lazım).

* 4 günlüğüne Bodrum 'a gittim. Ve yıllar sonra ilk defa Bodrum 'dan dönerken yolda ağladım. Tek bir sebebi vardır : GT ! What is GT? Bu oluşum cennet köşesi olan Güneşli mevkiinde bulunmaktadır. Bodrum 'a gittiğimde sanki 1 yıldır bitkisel hayattaymışım ve komadan çıkmışım gibi hissettim. Bitkisel hayat = GT. Aslında Robotsal hayat mı desem? Dolayısıyla bu hayata tekrar geri döneceğimi bilmek ağlattı beni. Dönme o zaman di mi? Düşünmedim değil. Hala düşünüyorum. Amaaaaan neyse bu konulara girmiyim sadece "neler oldu"yu anlatacaktım. Zaten herşey o kadar da kötü değil. Biraz uzaylı gibi kalıyorum bu GT dünyasının içinde ama olsun en azından robotlaşmıyorum. O yüzden de iyiyim. (teselllllliiiiiiii)

* 07.07.2007 akşamı süper bir doğumgünü kutlaması yaptık. Arkadaşlarım sayesinde. Tolga ile beraber kutladık bu sene. 30 ya önemli :) Dansedememiş olsak da çok güzel oldu.

* Hah ben de tam neden 25 Temmuz Çarşamba akşamı deli gibi dansedip sarhoş olduk diye düşünüyordum, sebebi buymuş. Kutlamada dansedemememizin acısını çıkarmışız. Ohh ne güzel olmuş. Söyleyeceğim şudur ki : çoooook eğlendim. Bodrum Körfez Bar'a 10 veriyosam burası 7 'ydi. O kadar yani. Ha neresi? Life - Roof ve tabi ki bir DM partisi :) Tolga - Eray çiftini çok seviyorummmmmm :) Life-Roof 'ta bir numara yok açık hava olması dışında , olay bizde ;)

* Asıl önemli ve ciddi konuya gelirsek... Amy Canada 'ya gidiyor ! Şimdi bu haberi ben kime söölesem , söylerken dudaklarımı büzmüş ağlamaklı bir sesle söylüyor buluyorum kendimi. Kötü bir habermiş gibi. Aslında değil. Düşünsenize kız hayallerini bireeer birer gerçekleştiriyor. Hayatta istediği neyse onu yapıyor. 29 yaşında ben okuyacam hala dedi , sırf işini değil şu an yaşadığı evini ve eşini de bırakarak gidiyor. Biz bırak hayal gerçekleştirmeyi , öğlen yemeğe dışarı gitsek mi diye tereddüt ediyoruz. Dolayısıyla Amy adına çok güzel bir haber. Avukatlık diploması olacak ve uluslararası çalışabilecek. Yani dünyanın bir çok ülkesini gezecek. Ne güsel. Tolga şimdilik burada , ne yapacağını bilmiyor ama o da gider belki Canada 'ya. Amy 'nin okulu 3 yıllık , kolay değil o kadar ayrı kalmak. Ama onlar daha iyi bilir. (Tolga henüz birşey bilmiyor gibi ama olsun, önce bi hayatı keşfetsin sonra karar verir.)

* Ya parantez içinde yazdım ama yetmedi bence. Tolga hayatı yeniden keşfediyor derken ciddiydim. Şu an endorfin, serotonin ve birascık da adrenalin yüklenmiş durumda. Hayat da budur zaten :)

* Si.Em.Em.Ay. biraz daha iyi gibi. Eski hırgürler kalmadı. Kimin ne olduğu anlaşıldı çünkü :) 20-80 kuralı ve de Forming - Storming - Norming- Performing olayı... Çok söylendim ama şu günlerde keyif de almaya başladım. Ya işte bu kadar söyleniyorum ama sevdiğim tarafları da var GT 'nin. Çok güzel arkadaşlarım var orda da. Çok komik insanlar var. (hede hödö). Herşeyden öte Gürkan Bey var. Her ne kadar artık çok fazla sohbet edemesek ve bana konser biletlerini vermese de... Vermemekte haklı , şimdiye kadar verdiklerinin hiçbirine gitmedim. Sebebi : GT ! Bir saniye burda bir gariplik var... :)

*** Breaking News : Demin Eray aradı. Birşey konuşurken aradan "dövme" konusunu sokuşturdum gene. Sanırım baskılarım(ız) işe yaradı ve o da ikna oldu. Sonunda o da ufak bir dövme yaptırmaya karar verdi. Beraber bana ve ona dövme seçeceğiz şimdi. Yaşasınnnnn ! (sonradan inkar etmesin diye de burada kayıt altına almam iyi oldu bu konuyu).

* Sanırım Amy ile Tolga da , Amy Canada 'ya gitmeden önce kendilerini ifade eden bir dövme yaptıracaklar. Amy 'nin anlattığı bir çizim vardı geçen, çok beğendim. Not : Amy 'nin gidiş tarihi 20 Ağustos. Çok yakın yani :( Bak yine üzgün surat yaptım. Yaparım yaa, özlicem çünkü. O çok farklı bir insan ve vizyonu çok etkiliyor beni. Çok şey öğreniyorum ondan. Kısacası önemli bir insan o hayatımda. Hatta kimseye söölememiştim ama birgün çocuğum olursa, doğumda Amy yanımda olsun isterim diye düşünmüştüm. Her neyse... Yazın gelcek nası olsa o zaman görüşürüz :)

* "Shortbus" ve "Hedwig and the angry inch" çok güzel filmler... İzlenmeli !

* Geçenlerde her iki anne ve babayla Derbent 'te bir haftasonu geçirdik. Hiç o kadar olacağını tahmin etmezdim ama çok keyifliydi. Çünküm çocuk olduk gene. ihi :) onlar yemek yaptı biz yedik, onlar oturdu biz yüzdük, tenis oynadık. Anneler babalar da kağıt oynadılar saatlerce :) Biz de şımarıklık yaptık etraflarında. Ne güselmiş çocuk olmak , sorumsuz olmak...

* Ben ona buna homofobik misin diye sorarken aklıma şu geldi : Tolga aslında homohobik ! :)

* DM yeni bir albüm çıkaracakmış diye bir yazı geldi. Hadi hayırlısı...

* Ne güzel 2 kilo vermiştim geri aldım :( Sebebi : GT ! Hay s...m. 9 saat toplantıda olursan , akşam da mesai yaparsan ne düzenli beslenebilirsin ne de spor yapabilirsin. Onu bırak toplantıda 9 saat oturmaktan normal bir insan kadar bile hareket etmiyoruz. Demiştim ya bitkisel hayat işte...

* Tatillll istiyorum.

* Biraz boş kafa istiyorum.

* Biraz uyku istiyorum.

* Biraz spor istiyorum. Misal tenis...

* Evde yemek pişirebilmek istiyorum. Dolayısıyla vakit istiyorum. Nakit de isterim tabi.

* Balkona bank, sehpa ve sandalye almak istiyoruz. Balkon kebabı güzel oluyormuş.

* Banucum hamile. Bebiş gelecek :) Geçen bizdelerdi Banu ile Melkon. Ya böyle komik, böyle güzel, böyle ince düşünceli, böyle sıcak, böyle birbirini seven bir çift daha yok dünyada :) Çok seviyorum ben onları :)

* 1 sene olmuş nerdeyse yazmayalı, olayları unutuyorum bak. Halbuki en önemli haber : KIA Sportage cip aldık. Eray 'ım çok mutlu. Ben de yolda giderken DM DVD 'leri izleyebilmekten dolayı mutluyum. Bir de Golf bana kaldı hehehe :) Kötü yanı : 3 sene boyunca kredi ödicez :( Bu demek oluyor ki GT mazeretim devam edecek... Ossun napalım.

* Geçen gece dolmuşla taksimden eve dönerken, Eray uyuklar Tolga ise sızmışken, İstanbul' u izledim biraz. Aslında ne güzel bir şehirde yaşıyoruz. Dün gittiğim Ahırkapı 'daki Giritli sonrası da hissettim bunu. Ama bu güzelliği yaşayamıyoruz işte :( Sebebi?
Siz bilirsiniz sebebini...
Sebebi, istediğimizi yapabilme ve bu şekilde mutlu olabilme seçeneğimiz olduğunu gizleyerek büyütülmüş olmamız...

Bu konulara girmeye başladım gene, o zaman ben direk blogger 'dan çıkayım :)
Öpücükler...
DUYGU

Perşembe, Temmuz 12, 2007

30...


11 Temmuz 2007...
Yaş 30...
Hayat bundan sonra başlıyor :)

Perşembe, Kasım 09, 2006

Duygu...

Mutluyum...

En başta Eray sayesinde... Hayatımdaki yerini, anlamını, emeğini, sevgisini, değerini anlatabileceğim bir büyüklük ifadesi yok..."O herşey" demek belki biraz ifade edebilir...

Tolga sayesinde... Ne kadar özel olduğunu anlatabileceğim bir kelime hiçbir lisanda yok...

Arkadaşlarım sayesinde... Ne kadar sağlam birer destek olduklarını gösterebileceğim bir ölçü yok...

Eskiden çok ağlardım... Annemle babamın evindeki o karamel renkli duvarı olan odamda...

Ben kendimi öyle tanıdım hep... Çok hassas, çok duygulu ve hep yalnız başına o odada birşeylere bir şekilde içi acıyıp ağlayan... Mutsuzdum diyemem, ama eksiktim heralde... Ne olduğunu bilemediğim o eksiklik ağlatırdı beni...

Şimdi de hassasım, duyguluyum ama ağlamıyorum pek... Dedim ya mutluyum; bu insanlar sayesinde... Eksik hiçbir şey yok...

Kendime bir bahane yaratıp ağladım geçen akşam... O an eski Duygu 'yla karşılaştım... O duygu, o hisle... Hissettim...

Bazen... hüzün bile özleniyor...

Hayat puzzle 'ımın olmazsa olmaz parçaları... Siz olmazsanız ben resmi tamamlayamam...
Sizi çok seviyorum...

Psychedelic !

Dünyada bizden manyak başka 2 kuzen daha olabilir mi? :)))))))))

Çarşamba, Ekim 18, 2006

Adaçayı ve ıhlamur...

* 2 gün sonra İtalya 'ya gidiyoruz. Biran önce iyileşmem lazım...

* Roxy' deki DM partisi çok güzelmiş... Bir dahaki sefere artık...

* Haneke Funny Games 'i yeniden çekiyormuş! Bu sefer Hollywood yapımı olacak. Şimdi ne düşünmeliyim bilemedim. İlk önce bir hayal kırıklığı oldu tabi. Ama Haneke yapıyorsa bir bildiği vardır diyorum gene de... Göriciiiz...

* Kendime mp3 player alıp koşu bandı insanı olmak istiyorum. Daha ne yapmalıyım sıradan olmak için bilemedim...

* Bizim YKB tayfasını Güneşli 'de toparladık. Bir Zeynom yok. Güneşli 'ye gelmesin zaten kıyamam o cehenneme onu sokmaya...

* Bu kadar sümük nereden gelir, nasıl üretilir? Dr. House olsa da anlatsa. Onun da sezonu bitti, yeni sezon gelmedi :(

* Hatırlatma : Gürkan Bey 'i çok seviyorum. Şarap ve fazla mesai...

* Entegrasyon çalışmalarının nasıl gittiğini özetleyen bir karikatür yollamış bir arkadaşımız e gruba. Bayıldım. Yayınlamadan edemiciim :)



Sevgiler...

Pazartesi, Ekim 16, 2006

Filmekimi, soğukalgınlığı, fazla mesai, club sporium, aile hasretleri, doğumgünleri, diet, köpekbalığı kıkırdağı, kış, İtalya...

Bilmem anlatabildim mi? :))
Yeteeeeeeer diyesim var...
Ama yine de entegrasyondakilerden daha iyi durumdayım, şükretmem lazım. Umarım kolay olur herşey ve en kısa zamanda atlatırlar entegrasyonu... Sizi seviyorum eski YKB liler...

Çarşamba, Eylül 13, 2006

No Scuba :(

Kulağımdaki anatomik bir problemden dolayı dalış yapamazmışım :(
Tembelmiş kulağım :(
Tedavisi de yokmuş. Hıh :(
Bir hayali daha çöpe attım...

Perşembe, Ağustos 31, 2006

Ve Eylül...

Yağmurlar başlıyor...


"Uğraş didin farklı şeyler yapmak için
Üç kişi ya da beş kişi anlar
Ve zaman, ve zaman farklı yüzlerle
Bazen yanında bazen arkanda

Yalan diye bir şey yok
Gördük ama konuşmadık

Ve hayat her şey yolundayken dur dedi artık

Ve hayat herkes evindeyken dur dedi artık

Ve hayat -ki canına tak etmişti- sus dedi artık
Ve hayat

Kırık düşler, aynı yalnızlık
Öyle azaldık ve yıprandık ki
Kafamız karışık, değişmek zor
Dünya yıkılsa anlamazlar..."